29 Ocak 2024 Pazartesi

BLOGLARI CANLANDIRMA PROJESİ 1 ~~

 Selamlar Sevgili Blog Dostlarım!

Bu ay ben de BCP'ye katıldım.

Ocak ayının temaları komedi/mizah/müzik. Kitap, dergi, webtoon, manga, film, dizi, şov, anime, her türlü katılabiliyoruz. Okuyarak, izleyerek, dinleyerek.

Bu yıl, temaları her ay ayrı ayrı seçeceğiz. Şubat ayı henüz belli değil ama yakında belli olur. //deeptone'dan alıntı.


Ben öncelikle bir filmi yazmaya karar verdim. Hem deee çocuk filmi, çünkü neden olmasın? :)
Zaten müzik falan beni aşardı :)

Yellow Bird / Maceracı Kuş


Konusu:
Öksüz, yuvasını hiç terketmemiş, sakar bir kuş olan kahramanımız Gus, gerçek bir ailenin özlemiyle yanıp tutuşmaktadır. İçinde bulunduğu sürü Afrika'ya göç hazırlığı içindeyken sürünün lideri Darius sakatlanır. Birbirinden ilginç olaylar zinciri sonunda sürünün liderliğini üstlenmek Gus'a kalır. Gus için bu yolculuk sadece kendini kanıtlamak için değil, kendini keşfedip gerçek kimliğini bulabilmek adına harika bir fırsat olacaktır.


Filmi ben de oğlum ve arkadaşlarıyla birlikte büyük bir keyif alarak izledim. Demir kuşlar olayının aslını öğrenince de hem şaşırdım hem de çok eğlendim. :)
Dipçe: Sakarlar da başarabilir! :)


Dizi olarak da Kore dizisi olan The Master's Sun 'ı seçtim. 

Yanii buna Fantastik diyenler de oluyor ama komikli fantastik o zaman :)


Konusu
:
Dizi, hayaletleri göreme yeteneğine sahip Kong-Sil’in (Kong Hyo-Jin) etrafında dönmektedir.
Kong-Sil geçirdiği bir kaza sonrasında uzun süre komada kalır ve uyandığında hayaletleri görmeye başlar. Her yerde ve birden bire karşısına çıkan hayaletler yüzünden normal bir hayat yaşayamayan Kong-Sil bir gün karşılaştığı Joong-Won (So Ji-Sub) adında bir adama dokunduğunda hayaletlerin ortadan kaybolduğunu fark eder. Artık Joong-Won’un peşini bırakmaz.


Gong Hyo-Jin benim Koreli aktrisler arasında en beğendiklerimden zaten. Bu dizide de yer yer çok salak -tatlı anlamda bir salak- ya bu dedirten hareketleri oluyor.
Eğer K-Drama izleyicisiyseniz So Ji Sub için bir şey söylememe çok da gerek yok zaten. Tipik kasıntı Oppalardan birini canlandırıyor işte :)

Bu diziyi izlemediyseniz bence izleyin. Öyle zaman geçirmelik, keyifli bir dizi sonuçta. Gerilim falan da yok yaniii... Ben ki en ufak korkunçlu hayalet sahnesinden korkan biriyim, yok diyorsam kesinlikle yoktur! :) 


Diziye de filme de puanın: 5/5


Bir de şöyle bir müzik bırakıp gidiyorum, hangi müziği hangi filmde izlediğinizi hatırlıyor musunuz? Ben bazılarını bilemedim, ama bazılarının sahneleri de biranda canlandı zihnimde...  :)


Yeniden görüşünceye dek kendinize çok ama çok iyi bakın.

Kocaman Sevgilerimle,


MyReal

Not: Bazı bilgiler Google'dan alıntıdır. 

26 Ocak 2024 Cuma

MyReal Yazıyor : Mini Bir Deneme ~~

Selamlar Sevgili Blog Dostum! 

Yıllar yıllar sonra minik bir deneme yapıp bir şeyler karaladım. Bakalım beğenecek misiniz? 

~~

 
Onunla göz göze geldiğimiz o ilk anda adeta nefesim kesilip ellerim buz kesmişti... 

Aysu kolumu dürtene kadar gözümü dahi kırpmadan onu izlediğimin farkında bile değildim. 

Haftanın neredeyse beş günü gelip takıldığımız bu sıradan kafede şarkı söyleyen diğerlerinden ne farkı vardı ki? Sesi beni adeta içine çekiyordu. Kendimi bir türlü kızlarla olan sohbete veremiyor, sürekli onun sesine dalıp gidiyordum. Göz göze geldiğimiz her an -ki bu en az üç kere oldu- kalbime bir şey batıyor gibi hissediyordum.  

Bir an sadece kısacık bir an dudaklarının yana doğru kıvrılıp bana sırıttığına yemin edebilirim. Tanrım! Adamı dakikalardır gözlerimle yedin. Tabi ki sırıtır! Hadi ama kızım, kendine gel artık! 

Ve bir kez daha kolumu dürten Aysucum beni onun hapsinden kurtarıyor. 

"Hayırdır, kızım! Takıldın kaldın adama."

"Yok be ne alakası var? Şarkı hoşuma gitti sadece."

"Hı hı kesin öyledir."

"Öyle öyle! Hadi kalkın başka bir yere gidelim çok kalabalık burası bugün."

"Kalabalık mı? İyi misin kızım sen?"

"Off iyiyim ya hadi kalkın."

"Dur bari hesabı isteyelim."

"Tamam siz ödeyin ben dışarıdayım. Bir arama yapmam lazım." dedikten sonra kızların cevap vermesini dahi beklemeden kendimi dışarı atıyorum yüzüme çarpan buz gibi havanın beni kendime getirmesini umut ederek. İçimden bir ses arkana dön, hadi Es dön de bak şu çocuğa dese de kulak asmıyorum o sese. Aysu koşar adım yanıma gelip kolunu boynuma doluyor. 

"İyi olduğuna emin misin?"

"Ne bu şimdi? İyiyim dedim ya hem neden iyi olmayayım ki?"

"Peki peki bir şey demedim. Bu arada kızlar kalkmak istemediler, çocuğun sesi çok güzelmiş biraz daha kalıp story atacaklarmış. Başbaşayız yani!"

Lanet! Ne demek story çekecekler. Gel şimdi 24 saat boyunca o storylere bakmamak için kendinle savaş. Arkadaş değil düşman bunlar be! 

"Eee nereye gidiyoruz minik kuş?"

"Birer bira alıp sahilde oturmaya ne dersin?"

"Sen ve sahilde bira içmek hem de bu soğukta? Sen gerçekten iyi değilsin!"

"Aman Aysu abarttın tamam vazgeçtim hadi bana gidelim bir film falan izleriz."

"Hayır hayır hayır vazgeçmek yok. Ben şuradaki büfeden biraları alıp geliyorum bekle burada!"

Ah benim delidolu arkadaşım, canım Aysum... Tam 16 yıldır en büyük sırdaşım, dostum, canımdır Aysu. İhtiyaç duyduğum her anda yanımda belirir, sanki o an ona ihtiyacım olduğunu haber veren perileri varmış gibi... 

~~

Öylece oturmuş biralarımızı yudumlarken Aysu bir anda ayağa kalkıp beni kolumdan çekiştirmeye başladı, "Hadi hadi kalk geri dönüyoruz kafeye." diye.

"Delirdin herhalde! Bıraksana kolumu."

"Evet, delirdim. Delirttin beni. Belli işte kızım adamın bir şeyinden etkilendin, aklını dağıtamıyorsun. Gidip konuşacağız. Kendin bizzat hanzonun teki olduğunu farkedeceksin bu masal da başlamadan bitmiş olacak. Hadiii!"

"Rahat bırak beni Aysu, lütfen. Allah aşkına ne diyeceğim adama? Pardon ben 32 yaşında koca bir kadın olsam da liseli ergenler gibi sesini duyduğum anda hayaller alemine daldım, nefesim kesildi. Kaç saattir de aklımı senden alamıyorum mu?"

"Evet, aynen böyle diyeceksin, hadi!" 

"Saçmalama Aysu..." derken bir anda tüm bedenim buz kesiyor. Bir kez daha o büyülü ses kuşatıyor dört bir yanımı. Aysu'nun yardımı ve çığlıkları eşliğinde kayalıkların üzerinden kalkıp sahile dönüyorum. S...! Bu gerçek olamaz dimi? Etrafta uçuşan ıslıklar, çığlıklar, video çeken genç kızlar...

Nemli kumların üzerine serdiği montunun üzerine oturmuş, elinde gitarıyla aklımı başımdan alırken varlığımın hiç de farkında değil gibi görünüyordu... 

Aysu yine(!) kolumdan çekerek beni sahile doğru götürürken ne attığım adımların farkındayım ne de etrafımda olup bitenlerin. İlgilendiğim ve odaklandığım tek şey o!.. Tanrım, n'oluyor bana böyle! Kendimi aptal bir sapık gibi hissediyorum... 

Bir fırsat bulup kaçamadın mı bana 
Elleri savıp kopamadın mı yanıma 
Çok yalnızım sevgilim...



~~~

Devamı gelecek. Açıkça söylemeliyim dönüp okuyarak düzeltme yapmak istemedim. 
Böyle saf ilk hali nasılsa öyle kalsın istedim o yüzden muhtemelen hatalar vardır ama olsundu :)


Samimi bir şekilde eleştirel yorumlarınızı bekliyorum. 

Yeniden görüşünceye dek kendinize çok ama çok iyi bakın.

Kocaman Sevgilerimle,


MyReal
not: Görsel Google'dan alıntıdır. 

25 Ocak 2024 Perşembe

İzledim, Yorumladım / NETFLIX : Dr. Romantic ~~

 Selamlar Blog Dostlarım!

Bu defa bir Kore dizisiyle karşınızdayım. Eskiler bilir Kore'ye hayranlığımı ama yaş aldıkça o hevesler de biraz köreliyor sanki. :) 


Her zamanki gibi önce klasik bilgiler:

Konusu

Dizi, mütevazi Doldam hastanesinde çalışan ve doktor olmanın ne demek olduğunu anlayan bir grup doktorun etrafında dönmektedir.

Oyuncular

Han Suk-kyu - Kim Sa-bu / Boo Yong-joo

Yoo Yeon-seok - Kang Dong-joo

Seo Hyun-jin - Yoon Seo-jung

Ahn Hyo-seop - Seo Woo-jin

Lee Sung-kyung - Cha Eun-jae

Kim Joo-hun - Park Min-gook


Yaaannnniiii bir Doktorlar olamasa da diye başlıyormuşum :)
Şaka şaka ! 

Dizi gerçekten güzel, kaliteli bir diziydi. Öyle saçmasapan aşk üçgenleri, yoran ilişkiler falan yok. İdealist bir doktor ve onun eğittiği öğrencilerinin yaşadıkları tecrübeleri, zorlukları, mevcut düzene karşı yenilmemek için vermiş olduğu çabayı gösteren güzel bir dizi bence.
Özellikle K-Drama seviyorsanız beğeneceğinize eminim. 

Yalnız belirteyim: Benim bildiğim kadarıyla Kore'de 3. sezon da yayınlanmış ama henüz Netflix'te 3.sezon yok sadece 1. ve 2. sezon var. 

İzleyecek olanlara şimdiden iyi seyirler! 

Puanım: 5/5




Yeniden görüşünceye dek kendinize çok ama çok iyi bakın.

Kocaman Sevgilerimle,


MyReal

Not: Bazı bilgiler Google'dan alıntıdır. 

24 Ocak 2024 Çarşamba

Kalp Atımı ~~

Selamlar Sevgili Blog Dostlarım,

Bugün biraz karamsarız... 


Hayat, o kadar kısa ki keşke bunu anlasak, gerçekten anlayabilsek ve ona göre yaşasak... 

Yalnızca bir nefes sahip olduğunuzu sandığınız her şeyi kaybetmeniz ya da hiçbir şeye sahip olmadığınızı sanırken aslında her şeye sahip olduğunuzu anlamanız. Her şey tek bir kalp atımına bağlı.

Dünyevi dertlerin peşinde ömrümüzü tüketip gittiğimizi anlamamız için ne olması gerekiyor? Neyi kaybetmemiz lazım mesela? Sevmek için, gerçekten sevmek ve hayatın tadını çıkarabilmek için bunca stresin, savaşın, kavganın, telaşın boş olduğunu anlayıp yaşayabilmemiz için ne olması gerekir? 



Yeniden görüşünceye dek kendinize çok ama çok iyi bakın.

Kocaman Sevgilerimle,


MyReal
NOT: GÖRSEL GOOGLE'DAN ALINTIDIR.

23 Ocak 2024 Salı

AĞAÇ EV SOHBETLERİ 231 ~~

Selamlar Sevgili Blogcum!

 DeepTone tarafından organize edilen Ağaç Ev Sohbetleri'nin bu haftaki konusu Manxcat'ten gelmiş.

Ölümle burun buruna olduğunuz bir anda normal koşullarda asla yapmam dediğiniz bir şeyi yapar mısınız? Hayatta kalmak için ölmüş bir insanı parçalayıp yiyebilir misiniz? Hayatta kalma iç güdünüz ağır basar mı yoksa ben insanlığımı (nedir insanlık?) kaybetmeden ölmeyi yeğlerim mi dersiniz?


Bu konuyla ilgili Kar Kardeşliği filmini izlediğimden beri sürekli düşünüp duruyordum. Hatta filmle ilgili yorumlarımı yazarken demiştim ya duyguları öylesine içinizde hissediyorsunuz ki normal şartlar altında en iğrenç bulacağınız şeyin bile olması gereken olduğunu kabul ediyorsunuz diye. Hah! İşte tam olarak bundan bahsediyordum. 

 Normalde elbette hiç kimse bir insanı parçalayıp yiyemez. Bu canice, iğrenç ötesi bir şeydir ama gelin görün ki şartlar bazen insanoğluna asla olmaz dediğini oldurur, kesinlikle yapmam dediğini yaptırır... 

Bu filmi izlemeden önce yazıyor olsaydım belki de farklı şeyler yazardım emin de değilim. Zira insan yaşamadığı bir şey hakkında çok kolay yapmam etmem diyebiliyor. Empati kurması çok zor, yaşamayan bilemez dedikleri türden bir tecrübe aman Allah da yaşatmasın! 

Filmin sonlarına doğru kurtuluş yolunu bulmak için arkadaşlarından ayrılırken kız kardeşi ve annesinin cesetlerini yiyebileceklerini söylediğinde tüylerim diken diken olmuştu. İnsan böyle bir şeye nasıl izin verebilir? Belki de çoktan kendisi de annesini ve kardeşini yedi ama farkında bile değil, diye düşünürken buldum kendimi.
Bir diğeri ise aldığı yaradan sonra iyileşemeyeceğine inandığından kendini feda ediyor ve arkadaşlarına cesedini yiyebileceklerini söylüyor. Nedir bu gerçek fedakarlık mı? Yoksa korkaklık mı? Peki geride kalanlar? En yakın dostunun cesedini yiyerek hayatta kalmaya katlanabilir mi? 
Allah'ım gerçekten kimseyi böyle bir şeyler yaşamak zorunda bırakmasın. Düşüncesi bile tüyler ürpertiyor. Hayat gerçekten bazen çok acımasız olabiliyor.

Bir anne olarak düşünüyorum: Çocuğumun yaşaması için her şeyi yapar mıyım? Yaşamak için bu kadar kendimizden geçmemize değer mi? Kendim için asla böyle bir şeyi kabul etmem ama çocuğumun yaşaması için böyle bir şeye izin verir miyim? Sonuçta kimse öldürülmüyor, zaten ölmüş olanlar yeniyor, öyle değil mi?..

Peki ya ölüler de bitince?
Bu sefer güçlü olan güçsüz olanı öldürmeye başlamayacak mı? Ya da herkes kendince gruba en faydasız olduğunu düşündüğü kişinin öldürmesini istemeyecek mi? Yaşanacak kaosu düşünmek bile başımı ağrıtıyor!

Allah kimseyi böyle acı bir tecrübeyle başbaşa bırakmasın, düşüncesi bile dayanılmaz şeyler hissettiriyor... 


Lütfen önümüzdeki haftanın konusunu daha iç açıcı bir şey olarak belirleyelim Deepcim :)


Yeniden görüşünceye dek kendinize çok ama çok iyi bakın.

Kocaman Sevgilerimle,


MyReal

NOT: GÖRSEL GOOGLE'DAN ALINTIDIR.

22 Ocak 2024 Pazartesi

İzledim, Yorumladım / NETFLIX : UÇUK BİR İŞ ~~

Selamlar blog dostlarım! 

Aslında yazmak istediğim bir sürü şey ve hatta birkaç kısa kurgu var ama ne yazık ki bir türlü kalemi elime alamadım. Ben de en azından bloguma geri dönme sözümü tutup izlediğim filmler/dizilerle ilgili yorumlarımı yazmaya devam edeyim, diyorum. 
Karşınızda yeni bir film yorumu :)

Konusu 
Londra'dan Zürih'e 777 uçağıyla nakledilen 100 milyon dolarlık altın külçelerini çalmak için bir araya gelen usta bir hırsız ve FBI için çalışan eski erkek arkadaşının hikayesini konu ediyor.

Oyuncular
Kevin Hart
Gugu Mbatha-Raw
Vincent D'Onofrio
Úrsula Corberó
Billy Magnussen
Jacob Batalon
Jean Reno
Sam Worthington



Yani bu tarzda çok çok daha iyi filmler izledim mi? Evet, izledim ama bence bu film de kötü değildi. 
Boş vaktiniz varsa izleyip keyif alabilirsiniz. 
Bazı sahneler çok heyecanlı, nefes kesici denebilecek kadar da güzeldi. Ancak filmin sonunu daha en başından tahmin edebildiğim için çok da merakla izleyemedim. Ay acaba sonunda ne olacak, oha bu hiç aklıma gelmezdi, falan demedim. 
Ortalama yani :)

İzleyecek olanlara şimdiden iyi seyirler!

Puanım: 3/5


Yeniden görüşünceye dek kendinize çok ama çok iyi bakın.

Kocaman Sevgilerimle,


MyReal







19 Ocak 2024 Cuma

İzledim, Yorumladım / NETFLIX : KUŞ UÇUŞU ~~

Selamlar canımlar!

Öncelikle anlaşalım, Amann bu kız da anca oturup dizi film izlemiş, demek yok tamam mı? :)
Evet dizi de izledim film de ama bir sorun bakalım nasıl izledim? 

Minnakcık telefonun ekranında bir yandan yemek yaparken bir yandan ne kadar izlenirse o kadar izledim işte. Ya da bir yandan çamaşırları ütüleyip katlayıp gardrop düzeltirken ne ne kadar izlenirse o kadar! :)  Valla acıdım şimdi bana yazık yani nedir bu cefakar anaların çektiği (:


Neyse konu farklı yerlere gitmeden diziye geçelim. Öncelikle resmi bilgiler gelsinnn. 





Kuş Uçuşu
Konusu

Bakış açıları, yaklaşımlar ve hedefe giden yolda yürüme biçimleri X kuşağına göre artık bambaşkadır. Genç bir kadın olan Aslı da kariyer basamaklarını tırmanmak için çok çalışmaya güvenmek yerine "kuş uçuşu" gitmeye çalışır. Yeni dünyanın yöntemleriyle en üste ulaşmaya çalışan Aslı, amacına ulaşabilecek midir?


Oyuncu kadrosu ve karakterler

Oyuncu Karakter

Birce Akalay Lale Kıran

Miray Daner Aslı Tuna

İbrahim Çelikkol Kenan Sezgin

İrem Sak Müge Türkmen

Burak Yamantürk Selim Kıran

Defne Kayalar Gül Simin

Zafer Ergin Sulhi

Şifanur Gül Güliz Tümer

Eren Çiğdem Enver

Demircan Kaçel Yusuf Tunca

Merve Hazer Nihan

Bülent Çetinaslan Ali

Elif Gökçe Özay Özge

Ertan Ekmekçi Nunu

Elif Kurtaran Melisa

Merve Nil Güder Mia

Muhammet Uzuner  Faruk

Özgür Daniel Foster Onur

Melih Selçuk Emre

Gülen Gedikoğlu Hale İleri

Dizinin ilk sezonunu çok beğenerek izlediğim için ikinci sezon da yayınlanır yayınlanmaz izledim. Amaaa be vicdansızlar o kadar beklettikten sonra hepi topu 8 bölümcük çekmeye utanmadınız be! diye sitemimi edip öyle geçeyim yorumuma. 

Birce de İbrahim de zaten oyunculuklarına, aralarındaki uyuma gerçekten hayran olduğum oyunculardan. - Ah Ah Siyah Beyaz Aşk'tan beri bekliyordum onları tekrar bir arada izlemeyi. 
-SPOİLER İÇERİR-
Ancak, gelin görün ki buradaki ilişkilerini ben kesinlikle ama kesinlikle doğru bulmuyorum. Hele ki ikinci sezonda resmen harcadılar canım Selim'i! Çok yazık!! 

Aslı karakteri, tam anlamıyla efsane tabi onu canlandıran Miray'ın oyunculuğu da öyle. 
Lale'yle Aslı arasındaki tezatlıklar, o rekabet, hamleler... Ying ve Yang gibiler resmen! 

Peki ya Yusuf? Ah canım Yusuf bir yüzün gülmedi gitti. Ama olacak olacak inanıyorum ben işte de aşkta da kazanacaksın! 

Dizide en sevmediğim asla ama o da haklı deyip bir türlü tutulacak bir şeyini bulamadığım, gerçek hayatta da en nefret ettiğim tiplerden olan hazımsız Müge! Sana sadece ÖĞĞĞ diyorum. 

Yorumumu bitirmeden önce bir de kıyafetlere ve takılara değinmek istiyorum. Özellikle Aslı'nın o kuş detaylı takıları ve elbisesi efsaneydi!

Yeni sezonu da sabırsızlıkla bekliyorum. 
İzleyecek olanlara şimdiden keyifli seyirler! 


Puanım: 5/5




Yeniden görüşünceye dek kendinize çok ama çok iyi bakın.

Kocaman Sevgilerimle,


MyReal





18 Ocak 2024 Perşembe

İzledim, Yorumladım / NETFLIX : KAR KARDEŞLİĞİ ~~

 Selamlar canımlar!

Bu yazımda sizlere netflixte en çok izlenenlerden düşmeyen harika bir filmi önermeye geldim. 

Kar Kardeşliği
Konusu

1972'de bir Uruguay uçağının And Dağları'nın orta yerine düşmesinin ardından hayatta kalan yolcular birbirlerine ümit kaynağı olurlar.

Oyuncuları

Enzo Vogrincic

Agustín Pardella

Matías Recalt

Esteban Bigliardi

Diego Vegezzi

Fenando Contigiani García

Esteban Kukuriczka

Francisco Romero

Rafael Federman

Valentino Alonso


Filmin gerçek hikaye olduğunu bilerek izlediğim için yer yer neredeyse ağlayacak gibi oldum. Bir insanın başına neden böyle bir felaket gelir ki? Bir insan bunları yaşamak için nasıl bir günah işlemiş olabilir? Neden ben diye düşünüp kafayı yemeden böyle bir şeye nasıl dayanabilir? Kurtulsa bile hayatına kaldığı yerden devam edebilir mi? 

Aklımda onlarca soru belirip durdu ve biran bile durduramadım filmi. O yüzden mutlaka müsait olduğunuz bir zamanda izlemenizi tavsiye ederim. O bütünlük kopmamalı. 

Filmde beni etkileyen en önemli şey birlik duygularının bu kadar derin olmasıydı. Yani öyle bir durumda bile hiçbiri bencillik yapmıyor, ortak karar alınıp herkesin menfaati gözetiliyor. -Örneğin; Ateş yakılmıyor.- Yalnızca bir film olsa ooo yönetmen de iyi uydurmuş hayatta böyle olmaz dersiniz ama gerçek hikaye olduğu için o insanları takdir ediyor, hayranlık duyuyorsunuz. Gerçekten hepsine helal olsun! derken buluyorsunuz kendinizi.  

Buradan oyuncuları da yönetmeni de gönülden tebrik etmek istiyorum çünkü gerçekten her bir detay düşünülmüş, duygular zaten o kadar güzel aktarılmış ki. İçinde bulundukları çaresizliği iliklerinize kadar hissediyor ve hatta en iğrenç bulduğunuz şeyin bile olması gereken olduğunu kabul ediyorsunuz. Bunu başarmak kolay değildir!


Çok garip, çok değişik duygulara kapılmanıza sebep olacağına eminim. Eğer netflix üyeliğiniz var ise mutlaka izlemelisiniz. 

Puanım: 5/5




Yeniden görüşünceye dek kendinize çok ama çok iyi bakın.

Kocaman Sevgilerimle,


MyReal


17 Ocak 2024 Çarşamba

AĞAÇ EV SOHBETLERİ 230 : Geleneksel kültürü korumak önemli midir? ~~

 Selamlar canımlar! 

Deepsi bu haftanın konusunu seçmiş: Geleneksel kültürü korumak önemli midir?

Görünce ben de yazmak istedim. Eksik kalsam olmazdı kusura bakmayın yani o kadar zaman uzak kalmışım buralardan parmaklarım yazmak için deliriyor ben n'apim! :)

~~

Açıkça söylemeliyim ki bence geleneksel kültürü korumak önemli değil, çok çok önemli. 

Tabi körü körüne geçmişe saplanıp kalmaktan bahsetmiyorum. Gelişime ve değişime her zaman açık olmak, kabul etmek zorundayız ama geçmişimizi de yok saymamalıyız. Geçmişi olmayan bir topluluk kökleri olmayan ağaç gibidir bence. Onu toprağa bağlayıp beslenmesini sağlayan kökleri olmadan bir ağaç nasıl solup gidiyorsa geçmişi olmayan her toplum ve birey de yok olup gider diye düşünüyorum.

Gelin görün ki günümüz Türkiye'si de zaten öyle çok sevilecek durumda değil!

Ekonomi, yaşam tarzları, giyim tarzları, diziler, filmler, kitaplar, arkadaşlarla buluşulan mekanlar. Her şey ama her şey eskiyle kıyaslayınca çok boş geliyor bana. 

Cumhuriyet'in ilk yıllarında yayınlanan gazetelere, okul yıllıklarına vs. baktığımda o kadar şaşırıyorum ki. Gerçekten mutlulukla gülen gözler, şık ve güzel giyimli hanımlar, beyler... 

Şimdilerde bir akım da başladı biliyorsunuz. Geçmişe dönüş gibi. Köylere yerleşen gençler, eski mekanlara benzer mekanlar açan işletmeciler, retro tarz kıyafet tasarlayan tasarımcılar... 

Bence bütün mesele gelenekseli ve günceli bir bütün halinde ilerletebilmek. 

Güncel kitapları okuyalım ama eski zaman kitaplarını da okuyalım. Karşılaştıralım, arkadaşlarla sohbet edelim bu konularda. 

K-Drama izleyelim, Netflix'in altından girip üstünden çıkalım tamam ama eski siyah beyaz filmleri de izleyelim, tarihi belgesellere mutlaka hayatımızda bir yer verelim. 

Bireyselleşelim, kendi ayaklarımızın üstünde duralım ama aile bağlarını asla koparmayalım, birlik beraberlik içerisinde yaşamaya devam edelim. 

Kendimizi ezdirmeyip haklarımızı koruyalım ama büyüklerimize saygımızı da yitirmeyelim. 

Böyle böyle uzar gider. Çenem düştüğü zaman toplamak zor oluyor biliyorsunuz :)


Uzun lafın kısası: Globalleşelim ama aslımızı kaybetmeyelim... 


DipNot: İsteyen herkes yazabilir elbette! Özellikle şöyle 15-20 yaşlarında bir blogger dostumuz var ise onların düşüncelerini çok çok merak ettiğimi belirtmek isterim. 

Kocaman Sevgilerimle,

NOT: GÖRSEL GOOGLE'DAN ALINTIDIR.

15 Ocak 2024 Pazartesi

Selamlar Canım Blogum ! ~~

  Yıllar Yıllar Yıllar Sonra Merhaba! 


Sevgili blogum ve blogger dostlarım, dile kolay neredeyse 4 yıldır tek bir satır yazamadım. 

Neler yaşadım neler! En son nişanımı yazmıştım mesela sizlere ama anne olduğumu bilenler var mı? Evet evet o delidolu enerjik kız şimdilerde çok uslu bir anne oldu :) 

Bakınız bu minik bey de benim yakışıklı 💙

Bundan sonraki yazılarımda sizlere tüm serüvenimi, tecrübelerimi, minik notlarımı her şeyi her şeyi her şeyi anlatmayı düşünüyorum. Hem minik kuzum da büyüyüp okuma yazma öğrendiğinde buradaki yazılarımı okuyup mutlu olur belki... Kim bilebilir ki? :)

Yeniden görüşünceye dek kendinize çok ama çok iyi yakın! 

Kocaman Sevgilerimle,






16 Eylül 2020 Çarşamba

Okudum Bitti - YENİ CENNET (Toz Diyarları 3) / MOIRA YOUNG ~~

Selamlar blogdostlarım!

Seriyi çok çok önceden bitirdim ve nihayet son yorumla karşınızdayım. :)



Tanıtım Bülteni: 

“Moira Young serinin final kitabıyla okurlara müthiş bir dinamizm, heyecan ve tatmin edici bir son vadediyor.” -The Booklist- “Yeni Cennet’te kan, gözyaşı ve adrenalin hiç olmadığı kadar yoğun, olaylar tahmin edilemez ve heyecan dolu.” -Publishers Weekly- Tutkusu herkesi ölümden kurtardı. Ama şimdi onları yerle bir edebilir… Saba, yıldızların onun için yazdığını gerçek kılmaya ve DeMalo’yu yenmeye hazırdır. Fakat bir gün Yeni Cennet’in bambaşka bir haline tanık olur ve aklı iyiden iyiye karışır. Dahası DeMalo Yeni Cennet’in inşasında Saba’nın kendisine yardım etmesini istemektedir. Üstelik isteği yardımla da sınırlı değildir. Saba için sürpriz bir teklifi de vardır. Distopik üçlemesinin ilk iki kitabı Kan Kırmızı Yol ve Asi Yürek’le okurların aklını başından alan Moira Young, serinin final kitabı Yeni Cennet’le hikâyeyi muhteşem bir finalle nihayete erdiriyor.


Sayfa Sayısı: 416
İlk Baskı Yılı: 2017
Yayınevi: Ephesus Yayınları
Yazar: Moira Young


Benim Yorumum:

Lugh Lugh Lugh! Ah ah ben boşuna en başından beri bu salağın altından bir hinlik çıkacak sevmedim, demiyorum. Geri zekalı çocuk! Üç karış toprağın peşine düştün, her şeyden oldun aptal!
Kardeşi devrim yapar o da kendi kendine triplere girip saçma sapan hırs yapar...
Neyseee Lugh'a olan kızgınlığımı da ifade ettiğime ettiğime göre şimdi kitaba genel olarak yorum yapabilirim.

Açıkçası verilmek istenen mesajı çok sevdim. Temeli sağlam olmayan hiçbir şeyin ayakta kalamayacak olduğu gerçeği, doğal düzende genç yaşlı, hasta sağlıklı demeden herkesin bir arada ve bir uyum içerisinde yaşaması gerektiği... Kısacası; ana fikir süper! (:

Tommo'yla ilgili gerçek hakikaten beklenmedikti, Saba'yla DeMalo arasında yaşananlar da öyle... Ve ne yalan söyleyeyim içimde bir yerde acaba DeMalo'cum değişir mi, diye çok umut ettim... 

Okuyacak olanlara şimdiden keyifli okumalar! (:

Puanım: 5/5




Yeniden görüşünceye dek kendinize çok ama çok iyi bakın.

Kocaman Sevgilerimle,

MyReal




2 Aralık 2019 Pazartesi

Okudum Bitti - ASİ YÜREK (Toz Diyarları 2) / MOIRA YOUNG ~~

Selamlar blogcanlarım!

Seriyi okumaya devam ediyorken ikinci kitabın yorumuyla tekrar karşınızdayım :)


Tanıtım:

"Okurlar aksiyon dolu bu üçlemenin sonuna gelmek için fazlasıyla sabırsızlanıyor olacak."
-Jennifer M. Brown-

"Yazarın sürükleyici anlatımı, okurları bu güzel ve tehlikeli arazinin daha da derinine çekeceğe benziyor."
-Publishers Weekly-

Saba arkadaşlarının da yardımıyla Tontonları yenişinin ve kaçırılan erkek kardeşi Lugh'un kurtuluşunun ardından dünyasının normale döneceğini düşünmektedir. Fakat zorlu bir düşman yükseliştedir ve Saba'nın başına bir ödül koymuştur. Çünkü genç kız sadece Lugh'u kurtarmakla kalmamış, aynı zamanda acımasız bir tiranı da alt etmiştir. Tabii her zaferin korkunç bir de bedeli vardır…

Bu süreçte Saba en çok Jack'e, onun ay ışığı gözlerine, hoyrat kalbine gereksinim duyar. Ancak Jack uzaklardadır. Üstelik Saba'nın Jack'e bir daha asla güvenmemesi gerektiğine dair haberler de genç kıza ulaşır. İhanete uğradığını düşünen Saba, hayatta kalmak ve gerçeği ortaya çıkarmak için yine var gücüyle mücadele etmek durumundadır. Toz Diyarları Serisi'nde macera Kan Kırmızı Yol'un ardından Asi Yürek'le devam ediyor. Saba ve arkadaşları yine heyecanın bir an olsun eksilmediği bir serüvenle okurların karşısına çıkıyor.

Sayfa Sayısı: 416
Baskı Yılı: 2016
Yayınevi: Ephesus Yayınları
Yazar: Moira Young


Benim Yorumum: 

Öncelikle ilk kitapla ilgili yorumumda bahsettiğim eksiklikler bu kitapta baya baya giderilmiş. Çok güzel betimlemeler yapılıp anlatım geliştirilmiş. İnanılmaz büyük bir hızla ve severek okudum.
Elbette yine çok sevdiğim birkaç karakterin ölmesi içimi acıttı :(
-Spoiler gibi olabilir, belki birazcık-

Jack'ten hiç şüphelenmedim, şüphelenmeyeceğim! O her daim benim için esas oğlan ama DeMalo?! Seninle ilgili de aklımdan geçen şeylerin bir kısmı gerçek çıktı bakalım daha neler yapacaksın, neler olacak?
Saba? Ah Saba neler yaptın sen öyle! Bir an kulaklarını çekmek istedim ama gençliğine veriyoruz yaptığın hataları :)
Tommo ve Lugh, sizleri bir türlü içimin almıyor olmasının altından bir şey çıkacak mı çok merak ediyorum... Aslında şu ana kadar hep iyi oğlanlardınız ama işte bekliyorum bir hinlik çıkacakmış gibi hissediyorum...

Neyse efenim ben serinin üçüncü kitabını okumaya başlıyorum.
Sizlere de tavsiye ederim.

Puanım: 5/5




Yeniden görüşünceye dek kendinize çok ama çok iyi bakın.

Kocaman Sevgilerimle,

MyReal

21 Kasım 2019 Perşembe

Okudum Bitti - KAN KIRMIZI YOL (Toz Diyarları 1) / MOIRA YOUNG ~~

Selamlar blog dostlarım!

Uzun bir aradan sonra sevgili blogumda bir şeyler yazmak ve en azından bir kitap yorumu paylaşmak istedim. :)


Her zamanki gibi önce Tanıtım Bülteni:

Saba kum fırtınaları tarafından harap edilmiş çorak bir diyarda yaşamaktadır. Çok sevdiği ikizi Lugh kaçırılınca gözü pek Jack ve Özgür Şahinler'le birlik olup Lugh'u aramaya koyulur. İkizi Lugh'u bulmak için pek çok güçlükle savaşmak durumunda kalan genç kız, zekası ve iradesiyle tüm zorlukların üstesinden gelmeye, düşmanlarını yenmeye çalışır. Üstelik bu süreçte hem mücadelelerinde yenilmez biri olduğunu hem de aşkı ve dostluğu keşfeder. Heyecan ve aksiyonun bir an olsun hız kesmediği Kan Kırmızı Yol soluksuz okunacak bir roman.

"Ridley Scott'ın da bu kitabın yayın haklarını almasında şaşılacak bir yan var mı?"
-New York Times-

"Ürkütücü ve macera dolu. Açlık Oyunları'yla eş değer."
-Los Angeles Times-

"Vahşi ve heyecan verici."
-The Wall Street Journal-

"Kan Kırmızı Yol üslubu ve karakterleriyle kendini benzerlerinden ayırıyor. Çarpıcı ve kesinlikle orijinal."
-MTV.com-



Yazar: Moira Young
Sayfa Sayısı: 448
Baskı Yılı: 2015
Yayınevi: Ephesus Yayınları


Benim Yorumum:

Kitabın ilk sayfalarında biraz sıkıldığımı ve bazı yerlerde aman bu yazarlar da hep aynı şeyi yazıyorlar dediğimi itiraf etmeliyim.
Özellikle ilk sayfalarda sıkılmış olmamın en önemli sebeplerinden biri çeviriydi:
Bazı cümleler öylesine kötü çevrilmiş ki diyaloglar birbirine girmiş, cümleler anlamsızlaşmış...
Diğeri ise anlatım:
Bence anlatım biraz daha zenginleştirilebilirdi. Örneğin; hikaye boyunca çok sevdiğiniz bir karakterin ölüm anı birazcık tüylerinizi diken diken etmeliydi ya da onun gibi bir şey...
Duygular çok yüzeysel işlenmiş, hep mantıksal ilerlenmiş gibi... Bilemiyorum...

Yine de sayfalar ilerledikçe ve aksiyon arttıkça okumaktan çok keyif aldım.
Saba'yı sevdim, Emmi'ye bayıldım veee Jack... Tanrım çok tatlı!
Karakterler gerçekten güzel oluşturulmuş! Beklenmedik olaylar yaratılmış, doğru yerde doğru hamleler yapılmış. 

Serinin devamını merak ve heyecanla okuyacağım. 

Puanım: 3/5 

Okuyacak olanlara şimdiden keyifli okumalar!

Kocaman Sevgilerimle,

MyReal




31 Ekim 2019 Perşembe

Hikayem: Karanlık Ruhlar - Bölüm 6: Senin için Öldürebilirim ~~

Selamlar canlar!

Hikayemi yazmaya ve Wattpad'de yayınlamaya devam ediyorum. Orada tabi 21. bölümdeyiz :)
Daha önce de belirttiğim gibi; üzerinden yıllar geçti, o yüzden ilerleyen bölümler arasında kopukluklar, eksikler, mantık hataları bir sürü şey var. Yine de umarım severek okur ve görüşlerinizi benimle paylaşırsınız.

Keyifli okumalar (:
İlk bölümü okumayanlar için Tık Tık ^^
İkinci bölümü okumayanlar için Tık Tık ^^
Üçüncü bölümü okumayanlar için Tık Tık ^^
Dördüncü bölümü okumayanlar için Tık Tık ^^
Beşinci bölümü okumayanlar için Tık Tık ^^

***
6. Bölüm: Senin için Öldürebilirim ~~
Aymira, o günden sonra 10 gün boyunca yalnızca finalleri ile uğraşmış, hafta sonları da dahil olmak üzere sınav için fakülteye gitmek dışında odasından dışarı adım atmamıştı. Bir ara yaşlı kadına mesaj atıp kendisine ihtiyacı olup olmadığını sormak istemişse de telefonunu tüm o karmaşa yaşanırken dükkanda unuttuğunu çok sonra fark etmiş ama üzerinde durmamıştı. Ne de olsa Eylül müdire ve ihtiyardan başka kimse bir telefonu olduğunu dahi bilmiyordu.



O gün, son sınavdan çıkınca koşar adım çiçekçiye gitti. Günlerdir dükkanı tek başına idare etmeye çalışan yaşlı kadının çok yorulduğuna ve ortalığın kir pas içinde olduğuna emindi. Yaşlı kadının, sınavları hakkında soruları olduğuna emin olduğu gibi… Ancak, çiçekçinin önüne gelip de kapının kapalı olduğunu görünce şaşırdı, yine de kimseye bir şey soramadı. Yaşlı kadının bir şeyler almaya gittiğini düşünerek çantasındaki yedek anahtarı çıkarıp kapıyı açtı. İçeri girer girmez her zaman olduğu gibi çantasını ve üzerindeki ince hırkayı masanın yanındaki dolaba tıktı ve arka tarafta bulunan küçük tuvalete gidip viledayla fırçayı alarak geri döndü. Dükkan sanki uzun zamandır kapalıymış gibi ağır bir kokuya sahip olduğundan demir kapıyı ve masanın hemen sol tarafında bulunan küçük camı açtı. Her yeri güzelce fırçalamadan önce çiçekleri solmuş saksıları temizledi. Hemen ardından da yerlere saçılan toprakları ve ölü bitkileri büyükçe bir çöp torbasına tıktı. Yerleri sildi. En son masanın üzerindekileri toplayıp tozunu alacakken adının yazılı olduğu kağıdı fark etti. Titrek el yazısını hemen tanıdı ve kadının yapması gereken işleri sıraladığını düşünerek sonra okumak üzere pantolonun arka cebine tıktı, küçük kağıdı. Oysa okusaydı bilecekti orada bir dakika daha durmaması gerektiğini, tehlikenin yeniden etrafında dolandığını…



Genç kız, masanın tozunu almış, hemen ardından dükkanın demir kapısını örtmüş geri dönecekken arkasındaki kapı şiddetle geri açıldı. Hafifçe irkilerek geriye dönüp baktığında gördüğü adamlar bedenindeki adrenalin salgısını arttırmış, kalbi korkuyla çırpınmaya başlamıştı bile... Bulundukları küçücük dükkan, karşısındaki kocaman üç adam ile nefes alınması imkansız bir alan haline gelmişti. Solukları daha da sıklaşırken bir eli istemsizce kalbinin üzerinden boynuna doğru aldı. Gelmekte olan atağın farkındaydı ama şimdi sırası değildi! Bu adamların karşısındayken kontrolünü kaybedemezdi. Evet, müşterilerle ilgilenmek onun işi değildi ama şimdi sakin olup yaşlı kadın gelene kadar elinden geleni yapmalıydı. Kapıyı açış şekillerini düşünmemeliydi. Her müşteri kibar olmak zorunda değildi.

Kendini sakinleştirmek adına kaçıncı defa olduğunu bilmediği bir sefer daha ‘Geçti, sakin ol Aymira. Sorun yok, sakin ol,’ diye tekrar ederken, içten içe, adamlardan biri “Ooo bizim moruk yerine çok tatlı bir bebek bırakmış,” deyip kendisine doğru gelmeye başlayınca, bilinçsizce geri geri gitti Aymira. Küçücük dükkanda ne kadar geri gidebilirdi ki? Birkaç adım sonra ayakları yerdeki saksıların arasına karışmış, duvarla buluşmuştu küçücük bedeni. Adam, üzerine doğru eğilirken gözleri donuklaşmış, sanki mümkünmüş gibi daha da yaslanmıştı arkasındaki duvara. Nasıl olduğunu anlayamadan yüzüne dokunmaya başlayan eli tutup ısırmaya çalıştı ama daha emeline ulaşamadan suratının ortasına patlatılan tokat ile yere kapaklandı. Yalnızca birkaç saniye sonra da kendinden geçmişti...



Kapıdan henüz girmişken kızın, yere düşüşünü gören adam, iri yarı adamının yanına gelip suratına yumruğunu geçirirken “Kimden izin aldın ulan! Sen ne bok oluyorsun da benim elime geçen kadına elini sürebileceğini düşünüyorsun!” dedi, hayvansı bir vahşilikle. Peş peşe indirdiği yumruklarının ardından adamın yüzü kan çanağına dönmüştü ama bu, hiç umurunda değildi. O, kanı severdi, gücü, acıyı…



Aldığı darbelerle yere yıkılan adama dönüp bir kez daha bakmadan yerde yatan kızın yanına gitti. Yüzünü örten kızıl saçlarını geriye iterken, sağ yanağında yer edinen kırmızılık içini yeniden öfkeyle doldursa da adamın cezasını kızın gözleri önünde verecekti. Kollarından birini dizlerinin altından geçirirken diğerini de omuzlarının altından geçirip kucağına aldığı kızla birlikte çıktı dükkandan. Geri dönüp adamlarına direktiflerini vermeyi unutmamıştı elbette.

“Dükkanı dağıtın ve o moruğu bulup iki gün sonra geri geleceğimi söyleyin! Şu şerefsizi de bir güzel temizleyip akşama karşıma getirin!”



~~



Aymira, bilinci yavaşça yerine gelirken hatırladığı son anların, kötü bir rüya olmasını diledi. Asla gerçek olmasını istemeyeceği, lanet olası bir kâbus! Ama elbette öyle olmamıştı.
Zaten onun dilekleri ne zaman gerçek olmuştu ki?



Gözlerini aralarken yüzüne dokunan el, en büyük kâbuslarının başlangıcının habercisiydi. Karşı koyamadı genç kız. Yıllar içerisinde defalarca yaptığı gibi yine gelecek olan acıyı ve ölümü bekledi. Ruhu değildi artık o yatakta yatan, bedeni bir külçe gibi yığılmıştı, kendisi gibi en az beş kişinin daha yatabileceği geniş yatağa... Beyni tüm fonksiyonlarını kapatmıştı adeta. Yalnızca bilinçsiz nefesleri ve birkaç damla gözyaşı vardı Aymira’nın. Ne çığlıkları ne de çırpınışları…



Tanımadığı o kocaman adam, kollarından birini sırtının altından geçirirken gözyaşları da dondu kaldı. Gelecek olan felakete hazırdı. Ama beklediğinin aksine sırtı yatırıldığı yatağın başlığı ile buluşunca bir an için umutla doldu zavallı ruhu. Belki, belki de bu sefer her şey korktuğundan farklı olacaktı…



Adam, hiçbir şey söylemeden odanın kapısını açtı ve bir anda en az kendisi kadar yapılı 4 adam odaya girdi. Aymira, bu görüntü karşısında kanının donduğunu hissetse de umutlarının yıkılması için henüz erkendi. Çünkü güzelliklerle hiç tanışamamış gözleri hayatın en büyük pisliklerinden birini daha görecekti. Ve o, umudunu kaybetmek fiili aklına bile gelemeyecekti, genç kızın.



Kendisini uyandırdığını düşündüğü adam yeniden yanına gelirken istese de daha öteye gidemedi. Üzerindeki pikeye daha da sıkı tutunup bedenine tamamen sararken dizlerini kendine doğru çekerek küçücük kaldı sadece. Adam gelip de yanına oturunca umutsuzlukla yumdu gözlerini genç kız ve yanaklarından birer damla daha yaş süzüldü… O kocaman ve korkunç el bir kez daha deyince yüzüne irkildi. Haykırmak, uzak dur, yapma demek istedi ama diyemedi…



“Ah güzelim… Yanağının halini görüyor musun?” diyen adama şaşkınlıkla baktı bir an sonra. Neyden bahsediyordu bu adam?



Kızın gözleri kendi gözlerine kitlendiği an içindeki duygular şahlandı. Bu kız, onundu! Ve o şerefsiz onun olana el sürmüştü!



“Harun! Getir o şerefsizi buraya!” diye kükreyen adam, içindeki korkuyu daha da harlamıştı. Korkudan ölmek diye bir şey var ise Aymira tam da o anda böyle bir şeyin olmasına ihtiyaç duyuyor, aldığı her nefeste bu isteğinin gerçekleşmesi için dua ediyordu.



Bir an sonra yüzü gözü yaralar içerisindeki bir adam yatağın dibine kadar getirilmişti. Yanında oturan, koyu kahve gözlü adam cebinden siyah bir bıçak çıkarınca, yüzü yaralar içerisindeki adam haykırmaya, yalvarmaya başladı. Aymira şok olmuş bir şekilde gözlerini bir an olsun kırpmadan çevresinde olanları izliyordu. Sanki kendisi gerçekten de orada değildi, sığınma hayatı yaşadığı yurdun yine en gizli köşelerinden birine sinmiş, bakıcının açık unuttuğu televizyonunun karşısında bir gerilim filmi izliyordu. Yanındaki adam yeniden kükrerken bile titremedi genç kız. Ama yüzü yaralı adam daha da şiddetli bir şekilde titremeye ve yalvarmaya başladı.



“Yapma abi, kurban olayım yapma. Ben, ben valla bilerek…”



“Kes lan! Ben, benim olana kimin dokunmasına izin verdim bugüne kadar pezevenk! Sen kim oluyorsun da bana ait bir şeye elini sürebileceğini düşünüyorsun?” diye tıslarken Aymira bir an düşündü, kimdi bu adam, ne demekti benim olan, kendisinden mi bahsediyordu? Bir anlık şokla kendinden geçmiş olsa da karşısında duran adamların sımsıkı tuttukları ve korkudan yalvaran adam dükkanda üzerine yürüyüp kendisine tokan atan adamdı, biliyordu. Ama benim olana elini süremezsin diyen bu adam da kimdi? Kendisini tanıyor muydu? Onu koruyacak mıydı? Bir an bu düşünceyle bedeninin gevşediğini hissetti genç kız. Hayatında ilk defa biri onu korumak adına başka birini cezalandırıyordu öyle mi? Eylül müdire bile bu kadarını yapamamıştı! Evet, onu kurtarmıştı ama onun için birini cezalandırmak? Zavallı ruhu yeniden umutla doldu genç kızın. Belki de bu adam gerçekten de zarar vermeyecekti ona. Gözlerini karşısındaki adamın yüzüne çevirdi.



Ama gerçek çok başkaydı! O Barlas’tı! Karanlığın, acımasızlığın diğer adıydı. O, isterdi ve alırdı. Eğer Aymira’ya benim demişse bu, onun kararıydı ve karşısındaki kişinin tek bir itirazda ya da yorumda bulunma hakkı yoktu! Eğer Aymira’ya benimsin demişse bu, kızın ölüm fermanını okuduğu anlamına gelirdi ama genç kızın henüz bundan haberi yoktu. Yaşayacağı karanlık günlerin yalnızca bir nefes ötesinde olduğunu bilmiyordu...



Karşısındaki adama iyice yaklaşan ve bıçağını yüzünde gezdiren adamı izledi, gözlerinde belirmeye başlayan korku ile. Kendi gözlerine eş koyu kahve gözlere sahip adam bu defa tıslayarak “Hangi elin?” diye sorunca aklına dolan korkunç senaryolar karşısında gözleri irileşmiş, yüzü donmuştu genç kızın.



Yüzü yaralı adam bir kez daha “Abi yapma, affet,” derken Aymira da içinden tekrar ediyordu: Bu kadar ileri gidemezsin! Yapma, yapma, yapma! Ama adamın eline saplanan bıçak, etrafa saçılan kanı ve odayı dolduran çığlıkları bir kez daha vermişti ona cevabını. Yalvarmak, asla sonucu değiştirmezdi. Vahşi bir avcı, yakaladığı avının gözünün yaşına bile bakmazdı! Acıyla inlerken bir kez daha sarıldı karanlıkla, gözlerinin gördüğü karanlıklardan kurtulmak isterken bambaşka bir karanlıkla kucaklaşması da hayatın ona karşı sunduğu lanet bir oyun değil de neydi? Peki ya o kulaklarına dolan ses, aklının bir oyunu değil miydi?



“Senin için güzelim. Onu senin için öldürebilirim… Sana kimsenin dokunmasına izin vermem!”


***

Sosyal medya: asliyilmazmyreal , asliyilmazhikayeleri ve myrealsbooks


Kocaman Sevgilerimle,


7 Ekim 2019 Pazartesi

Hikayem: Karanlık Ruhlar - Bölüm 5: Pembe (?) Düşler ~~

Selamlar canlar!

Uzun uzun uzunnn zamanlardır ne yazık ki bloguma uğrayamıyorum. Bari dedim en azından önceden verdiğim sözü tutayım ve hikayemi yayınlamaya devam edeyim.
Üzerinden yıllar geçti, o yüzden kopukluklar, eksikler, mantık hataları bir sürü şey var. Yine de umarım severek okur ve görüşlerinizi benimle paylaşırsınız.

Keyifli okumalar (:
İlk bölümü okumayanlar için Tık Tık ^^
İkinci bölümü okumayanlar için Tık Tık ^^
Üçüncü bölümü okumayanlar için Tık Tık ^^
Dördüncü bölümü okumayanlar için Tık Tık ^^


***


5. Bölüm: Pembe (?) Düşler ~~




Aymira, dersten sonra çantasını sırtına alıp hızla ayrıldı fakülteden. Başka biri olsa arkadaşları ile bir kafeye gider çay, kahve ya da bir meyve suyu ile birlikte bir şeyler yer. Tabiri caizse peşpeşe girdiği onca dersten sonra biraz kafa dağıtır sonra da mutlaka otobüse ya da arabasına biner öyle giderdi gitmesi gereken yere ama onun böyle lüksleri yoktu. Birileri, bineceği arabanın modelini beğenmezken ya da bindiği otobüsün doluluğundan şikayet ederken o, otobüse binmenin ne demek olduğunu bile bilmiyordu. Arkadaşlarla takılmayı bırak, yıllardır içinde yer aldığı kalabalığa rağmen arkadaş kavramının ne olduğundan dahi bir haberdi…


Mümkün olan en hızlı tempoyla yürüdü çiçekçiye doğru. Yaklaşık yarım saat sonra nefes nefese bir halde demir kapının kolunu hafifçe bükerek girdi içeri. Çantasını çıkarıp kasa, not defteri, faturalar ve birkaç kalemin düzenli bir şekilde üzerinde durduğu masanın yanındaki, üzerindeki kaplaması yer yer dökülmüş, eski dolaba tıktı. Arka tarafa geçip tuvaletten viledayı ve fırçayı aldı. Bir an durup soluklandıktan sonra çok severek aldığı vanilya kokulu yer silme sabununu yarısına kadar suyla doldurduğu viledanın içine döktü. Çiçekçide çalışırken yapmaktan en çok zevk aldığı şeylerden biri de buydu. Yaşlı kadın ona ihtiyacı olan parayı veriyor ve hem temizlik malzemeleri hem de atıştırmalıklar konusunda kararı ona bırakıyordu. İşe başladığının üçüncü günü hayatında ilk defa bir markete girip de sabun almıştı Aymira. İlk etapta ne yapacağını bilemese de etrafındaki kadınları gözlemleyip tek tek koklamıştı her bir sabunu. Üzerlerindeki notları tek tek okumuştu, ne işe yaradıklarını analiz etmiş, hangisi alması gerektiğine karar vermeye çalışmıştı.


Bir an eline aldığı sabunun arkasındaki yazıları okurken bir kadın anti bakteriyel, çilek kokulu bir el sabunu almıştı eline. Küçük kızı, heyecanla konuşuyor, gülücükler saçıyordu. “Hiii çilekli! Pembe sabun. Benim sabunum. Defne’nin sabunu!”
Kadının ve alışveriş arabasının içine oturtduğu kızının ardından bakarken eli o sabuna gitse de hemen geri çekmişti. Daha sonra da bu vanilya kokulu sabunları bulmuştu, işte. Hem yerler için hem de elleri için. Şeffaf şişelerin içindeki bembeyaz sabunlar, ruhuna ne kadar tezat olsa da pembeden daha yakındı içindeki zavallı kız çocuğuna…


Hepi topu onbeş, yirmi metre kare olan küçücük dükkanı önce bir güzel süpürdü, elindeki eskimiş fırça ile. Etrafa saçılan toprakları ve malzemeleri toplamak bu defa biraz fazla zamanını almıştı ama aldırış etmedi, belli ki ihtiyar, bugün daha fazla saksı çiçeği hazırlamıştı ya da sadece canı etrafı dağıtmak istemişti...


Genç kızın çalıştığı bu küçük çiçekçinin kapısından girince sıcak bir mekan karşılıyordu insanı. Bunda yaşlı kadının yüzünden bir an olsun eksik etmediği tebessümlerinin de etkisi vardı, elbette. Yetimhane müdiresi Eylül Hanımın çok eski bir ahbabıydı, yaşlı kadın. Zaten Aymira da bu işe o sayede girmişti.


Yaşlı kadın, her gün erkenden dükkanı açıyor. Rengarenk çiçekleri yine rengarenk saksılara diziyor ve hem dükkanın önüne hem de içine gelişi güzel bir şekilde yerleştiriyordu. Eh tüm bunları yaparken ortalık da baya kirleniyordu ama yaşlı bedeni bir de ortalığı temizlemesine izin vermiyordu.


Aymira da her gün dersten sonra gelip kadının dağıttıklarını topluyor, çiçek saksılarının arasındaki boşluğa yerleştirilmiş küçük, eski masayı siliyor, minik mutfaktaki birkaç parça bulaşığı ve tuvaleti yıkıyor, en son da çayı demleyip kadının karşısına geçip oturuyordu. O gün için yapılması gereken başka bir işi varsa yaşlı kadın anlatıyor, o da sessizce dinleyip gerekirse birkaç not alıp işinin başına geçiyordu. İlk zamanlarda çok zorlansalar da zaman içerisinde her şeyi bir rutine oturtmuşlardı. Kadın, ona neden konuşmadığını sormaktan vazgeçmişti, o da kaçıp gitmeyerek işini en güzel şekilde yapmaya başlamıştı…


Çiçek kokularının birbirine karıştığı küçük dükkanı kısa sürede temizlemiş, ocağa koyduğu çayın demlenmesini beklerken masanın diğer ucuna geçmiş ders boyunca aldığı notları gözden geçiyordu ki yaşlı kadının uyarısı ile uzun bir süredir notlarının arasına gömüldüğünü fark etti. Mutfaktan çayları almak için kalkarken dükkana birkaç adamın girdiğini gördü ama aldırış etmedi. Zaten müşterilerle konuşamadığından onları karşılama ve onlarla ilgilenme kısmı yaşlı kadının alanıydı. O, en fazla yaşlı kadının taşıyamayacağı ağırlıktaki saksıları müşteriye göstermek için olduğu yerden alıp masaya getirirdi ya da belki alınan bir demet gülü, zambağı ya da papatyayı süsler, sahibine teslim ederdi.


Güller ve papatyalar neyse de zambakları paketler, minik not kağıtlarına karşısındaki kişinin söylediklerini yazarken içi bir parça da olsa burulurdu genç kızın, her defasında... Evet, böyle şeylere hakkı olmadığını, asla birinden bir demet çiçek almayı bırak güzel bir söz duymayacağını biliyor, beyni her fırsatta avaz avaz haykırıyordu bu gerçeği ama en nihayetinde o da yirmilerinde bir genç kızdı ve istese de içindeki umut dolu kızı tamamen yok edemiyordu…


Büro tipi buzdolabının, ahşap hazır bir tezgahın ve küçük bir çekmeceli dolabın bulunduğu mutfağa girdiğinde, bedeni ürperdi nedensizce. Ufak bir titremenin ardından çekmeceli dolabın üst gözünden kendine bir büyük fincan alırken yaşlı kadın için ince belli çay bardaklarından birini aldı. Yaşlı kadından öğrendiği bir alışkanlıkla bardağı ve kupasını çayla doldurmadan önce sıcak su ile çalkaladı ve biraz da olsa ısındıktan sonra doldurdu. Tezgahın üzerinde, duvara paralel bir şekilde duran mavi, içi gökyüzü desenli tepsiye yerleştirdi elindeki bardağı ve fincanını. Bir an masmavi tepsinin üzerindeki fincana takıldı gözleri. Hayatında ilk defa kendisine ait bir şeyi vardı, Aymira’nın. Üstelik de tospembeydi! Yaşlı kadın, bir sabah, dükkandan bir şey söylemeden çıkıp on dakika sonra geri geldiğinde önüne koymuştu bu kupayı. “Çalışırken unutuyorsun çayını içmeyi, sonra da buz gibi çayı tiksine tiksine yutuyorsun. Hiç olmadı bir bardaktan sonra bana ayıp olmasa yerinden kalkıp kendine çay doldurmuyorsun. En azından bunda çayın hem daha uzun süre sıcak kalır hem de daha geç biter,” dedikten sonra herhangi bir şey söylemesine izin vermeden mutfağa geçmişti. O an, yıllar sonra ilk defa gözlerinden birer damla yaş akmıştı, Aymira’nın. Acılar içerisinde geçirdiği onca zaman akmayı unutan gözleri nedendir bilinmez o an akmaya karar vermişti…
Yıllar sonra, bir kadın, ona tozpembe bir kupa hediye etmişti, genç kızın içindeki pembe hayallerin nasıl da siyaha büründüğünü bilmeden. Belki de yeryüzündeki en nefret ve acı dolu rengin pembe olduğunu düşündüğünü bilmeden… Acıyla tanıştığı o ilk anda, pazardaykan annesine alması için saatlerce yalvarıp kendini tezgahın üzerine attığı o minik, pembe taytını giydiğini bilmeden…


Daldığı derinliklerden kurtulmak için gözlerini birkaç kez kırptıktan sonra bardakların da durduğu çekmeceli dolabın ikinci gözünden iki servis tabağı alıp üçüncü çekmeceden çıkardığı atıştırmalıkları tabaklara dizdi eşit ve simetrik bir şekilde. Tabakları da tepsiye koyup içeri girecekken içeriden gelen yüksek sesler hareketlerinin önüne set kurdu. Bir adam ölüm soğukluğunda bir sertlikle konuşuyordu.
“Bana bak ihtiyar! Bu dükkan 10 gün içinde boşaldı, boşaldı! Boşalmadı, o zaman ben boşaltırım!”


Daha duyduğu sözleri idrak edememişken çarpılan kapının sesi ile sıçradı olduğu yerde. Bir an tüm bedeni donup kaldı genç kızın. Bedeni, karanlığa doğru yol almaya hazırlanırken defalarca kere tekrarladı içinden: Kendine gel Aymira. Şimdi değil. Sorun yok. Kendine gel…


Bir süre sonra nefes alışları kısmen de olsa normal düzeye ulaşınca iki yanını farkında olmadan sımsıkı bir şekilde kavradığı tepsiyi, tezgahın üzerine geri bırakıp koşarak içeri girdi. Yaşlı kadınının iyice beyazlaşan yüzü ve kalbine doğru giden eli içindeki korkuyu daha da harladı. Hemen masanın ardındaki sandalyeye oturmasını sağladı. Sonra da bir bardağa su doldurup birkaç duyum içirdi. O an nasıl olduğunu sormak için ölüyor olsa da yapamadı. Kelimeleri yoktu ki onun... Gözlerini dikti, yaşlılığın verdiği yıpranmışlıkla kenarları kırış kırış olmuş gözlere. İçindeki endişeyi görsün ve ona iyi olduğunu söylesin istedi...


Yaşlı kadın, aylardır kızın sessizliğine ve tepkisizliğine iyice alışmıştı. Şimdi kendisi için bu kadar endişelendiğini görmek, bir yandan içini umutla doldurmuş diğer taraftan üzüntüye boğulmasına sebep olmuştu. Kızın üzgün gözlerine bakarken elini tutarak “İyiyim, merak etme güzel kızım,” dedi, yüzünde yalancı bir tebessümle.


Aymira, elini tutan bembeyaz, buruş buruş eli sımsıkı sararken umutla kırptı gözlerini. Derin bir nefes aldı, rahatlayarak… Hemen ardından dudakları hafifçe iki yana büküldü ama bu o kadar kısa sürmüştü ki yaşlı kadının, bir an yanlış gördüğünü düşünmesine sebep olmuştu. Geri dönüp mutfağa doğru ilerlerken yaptığı hareketin şaşkınlığını yaşıyordu o da. Kasları dahi garipsemişti bu hareketi. Sahi en son ne zaman gülmüştü?


Yaşlı kadın, umutla baktı genç kızın ardından. Diliyordu ki kendi gibi, gönlü gibi güzel bir hayatı olsun bundan sonra, mutluluğu kucaklasın da o küçük kalbi korkuyla değil mutluluğun en büyüğü ile çarpsın göğsünde. En az kendi gönlü kadar güzel bir gönül yer etsin hayatında. Tebessümleri korkak göçek değil, benliğine sığmaz olsun...


Ama bilmiyordu, o bembeyaz çehreye, kapkaranlık bir ömür yazmıştı Yaradan. Beline kadar uzanan, dalga dalga kızıl saçlarından daha kızıl bir acıydı alnına yazılan. Güzel yüzüne renk katan pembemsi dudaklara mutlulukla gülmek yazılmamıştı. Kırk yıllık hatırın mirasçısı koyu kahveleri, yalnızca acıyı miras almıştı kaderden ya ondan sebep hiçbir zaman masmavi günleri göremeyecek, hep karanlıklarla kuşanacaktı. Fırtınaların, kara bulutların habercisi olacaktı…

***

Sosyal medya: asliyilmazmyreal , asliyilmazhikayeleri ve myrealsbooks


Kocaman Sevgilerimle,