myreal etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
myreal etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

28 Nisan 2025 Pazartesi

Hello melloooo ~~

Selamlar Sevgili Blog Dostlarım! 
 
Uzun uzun uzunn zamandır yokum gene biliyorum. Arada yorumlarda nasıl olduğunu soranlar, mail atanlar oldular, çok mutlu oldum. Unutulmamak güzel! :)

Bildiğiniz üzere -hatırlamayabilirsiniz tabiiiii- çalıştığım yerde mutsuzdum ve iş değiştirmeyi düşünüyordum. Neyse efenim 09-09 tarihinde yeni işime başladım, alışma süreci o bu derken buralara bakamadım.

Yılbaşına bir iki gün kala çok kıymetli biricik dedemi kaybettim. Ananem kalp krizi geçirdi, Canım babam küçük bir ameliyat oldu derken 2024 sonu ve 2025 başı gerçekten çok stresli, yıpratıcı ve zordu...

Şubat ayından sonra da hopp çalışmaya başladığım firma ofisi taşıdı, eşimin kardeşi evlendi. Kız isteme, düğün hazırlığı, onlar bunlar derken ciddi ciddi yorulmalı süreçlerden geçtik ama bitti gitti çok şükür. (-dediğime bakmayın şimdi de deprem yüzünden ev arıyoruz, taşınmamız lazım. off baba offf...)
~~


Neyse güzel şeylerden bahsedelim: Oğluşum biriciğim kıymetlim ömrümm geçen ay 4 yaşına girdi. 
Laf aramızda annesi de bugün 34 oldu.
Eh o zaman iyi ki doğduk !! İyi ki varız! Hep birlikte ve mutlu olalımmmm…🥰

Birkaç foto da paylaşayım: 


Biscolata erkeğinden herkese kalpler 😍

Canım oğlum sonunda karla tanıştı bu sene :)







4 yaş fotoğraf çekiminden kareler 











Dipçe: Hayat zor hem de çok zor. Depremler, siyasi olaylar, ekonomik sıkıntılar, kötü insanlar, savaşlar, ölümler onlar bunlarrr say say bitmiyor ne yazık ki ama ne yapalım sürekli depresyonda mı takılalım? Nooo!! 
Umut edelim, gülümseyelim, sevelim, sevilelim ve elinizden geleni yapmaya devam edelim! İnşallah günün birinde her çok güzel olacak! 

Hadi ben kaçtım! 

Herkese kocaman kalpler,

21 Haziran 2024 Cuma

MyReal'dan Notlar ~~

 Selamlar Sevgili Blog Dostum! 


Öncelikle herkesin geçmiş bayramını tebrik etmek isterim. Umarım Rabbim çok çok çok daha güzel bayramlar görmeyi nasip eder. 


Bu bayram benim için oldukça zor ve yorucu geçti. Hayatımızda ilk defa kurbanımızı tek başımıza kestik. O sebeple ben de eşim de çok zorlandık. Ailenin kesmesi senin onlara destek olman ayrı, tüm sorumluluğun sende olması apayrıymış. Bizzat yaşayarak gördük. İlk gün akşama doğru kesilen kurbanımızın bölünmesi paylaştırılması falan derken 9 gibi çıkabildik alandan. Yakında olan bazı tanıdıklara, eski komşulara kurbanlarımızı dağıtıp eve döndük.
Ben şimdi bu kurbanlarla n'apacağım diye düşünüp anneciğimi anıp ağlarken Allah bin kere razı olsun canım komşum yetişti imdadıma. Açıkçası ben etten anlamam, neresi kıyma yapılır, neresi nasıl doğranır, insanlara neresi pay edilir... Komşumla birlikte kalan akrabalarımızı ve komşularımızı hesaplayarak tek tek herkesin payını ayırıp poşetledik. Alper Murat köfteyi çok sevdiği için komşu ablanın yardımıyla kendimiz için kıymalık ayırdık ayrı bir kaba koyduk. Uyuduğum zaman saat gecenin ikisi falandı... (Hayatımın rekoru :))


İkinci gün eşim ne yazık ki izinli olmadığı için işe gitti. Ben de kalktım kara kara düşünüyorum bunca eti nasıl taşıyacağım Alper Murat'la bu sıcakta oradan oraya nasıl gidip geleceğim... Derken bu sefer de canım kayınım yetişti imdadıma. Kendisi de karşıya gidiyormuş sağolsun bizi de götürdü. Çok şükür ki kurbanımızı herkese temiz bir şekilde teslim ettik. Rabbim umarım hayırlarımızı kabul eder...


Kardeşim, kuzenlerim, arkadaşlar falan hep birlikte babamda buluşup bayramlaştık. Birer kahve içtik, sonra herkes başka başka kapılara koştu. Bayramın en güzel yanı da bu olsa gerek *-* 

O kadar yorgundum ki biran evvel eve gidip dinlenmek istiyordum ama Alpişim vapura binmeyi çok istediği için dayımın eşinin peşine takıldık ve tramvayla Eyüp'e geçtik. Vapurun kalkmasına 20 dkk falan vardı neyse bekleriz deyip geçtik sıraya bir de ne göreyim vapurumuz 15 dkk rotar yapacakmış. Yalan yok vapurun rotarına hayatımda ilk defa denk geldim :)



Sonra tabi benim afacan tüm gün koşturmanın verdiği yorgunlukla kucağımda uyuyakaldı :)



Eyüp'ten Üsküdar, Üsküdar'dan Kadıköy, Kadıköy'den ev derken saat gene 9 olmuştu. Eşim annesinde olduğu için biz de oraya gittik. Sağolsun kayınvalidem bizim için yemek hazırlamıştı. Hemen sofrayı kurup yemeğimizi yedik, çayımızı içtik...

3. gün köfteler için soğan, maydanoz falan alayım deyip markete gittik. İncecik ve sapsarı olmuş maydanozları 20 TLye görünce bir sinir olmadım değil.  Ekonomik anlamda daha ne kadar kötüye gideceğiz hiç bilmiyorum... Allah gerçekten yardımcımız olsun. 

Velhasıl üçüncü gün de Alperin peşinde koşmakla ve köftelerle uğraşmakla geçti. 



4. gün komşu abla hadi gel kahvaltıya Botanik Bahçeye gidelim bize değişiklik olur çocuklar da oynarlar dediği için oraya gittik ama benim canım oğluşum orada da beni peşinden koşturmaya devam ettiği için yorgunluktan bitmiş bir halde döndüm eve :)




Biz 9 gün tatil yapan şanslı kesimden olmadığımız için de 2 gündür ofisteyiz. Eh birilerinin çalışması lazım dimi? :) 

Bunlar da karma fotolar olsun :)









Önümüzdeki hafta kalple ilgili küçük bir operasyonum olacak o yüzden 3-4 gün hastanede olacağım. Açıkçası biraz korkuyorum. Sürekli Alpişim bensiz nasıl duracak, üzülecek mi?, diye düşünüyorum... 

Bana dua edin, lütfen. 


Yeniden görüşünceye dek kendinize çok iyi bakın!

Kocaman Sevgilerimle,

5 Mart 2024 Salı

AĞAÇ EV SOHBETLERİ 237 ~~

 Selamlar Sevgili Blog Dostum!;

Yine bir kayboldum gibi ama buralardayım gitmeyeceğim bu sefer kararlıyım :)


AĞAÇ EV SOHBETLERİ 237




Ağaç Ev Sohbetlerimiz keyifle devam ediyor. Her hafta bir sohbet konusu buluyoruz ve o konuda yazıyoruz. Herkes yazabilir, herkes sohbet konusu bulabilir.

Haftanın konusu: "Kürtaj cinayet midir?" //deeptone'dan alıntıdır. 

Deep bu hafta gerçekten ama gerçekten çok zor bir konu seçmiş. Bakalım kimler neler yazacak bu konuda çok merak ediyorum. 

Hamile olduğumu öğrendiğim ilk zaman özel bir muayenehaneye gitmiştim kontrol için. Orada yirmili yaşlarında genç bir kız ve erkek arkadaşı da sıra bekliyordu. Kürtaj için... Açıkçası o kadar umarsız ve o kadar rahatlardı ki belki de ilk defa anne olacak olmanın vermiş olduğu duygu yoğunluğuyla ikisine de inanılmaz derecede sinir olmuştum. Resmen bir cana kıyacaklar ama hala öpüş seviş mırç mırç geziyorlar ortalıkta diye düşünmüştüm. Ve o kontrolden sonra da o doktora bir daha hiç gitmedim. Çünkü kendi kendime göz göre göre sırf para için bir cana kıyan insandan doktor mu olur? diye ikilemde kalmıştım. 

Açıkçası ben kürtajın kesinlikle ve kesinlikle cinayet olduğunu düşünüyorum. Eğer çocuk sahibi olmak istemiyorsanız kadın ve erkek tüm önlemleri almalısınız. 
Önceden inanç, örf adet, toplam baskısı vs. derken belki biraz daha iyiydi durum belki de daha kötü bilemiyorum ama günümüzde cinsellik yaşı çok çok aşağılara indi. Bilinçsizce yaşanan birliktelikler de doğal olarak istenmeyen sonuçlar doğuruyor.

Elbette ki anne ve baba gebeliği sonlandırmak istiyorsa o çocuğun doğması çocuğun kendisine haksızlık olacaktır. Kendisini istemeyen bir anne ve baba ona ne verebilir ki? O yüzden diyorum ya kadın da erkek de gereken tüm önlemleri almalı ve istenmeyen bir gebelik yaşanmamalı!

Gelin görün ki işin bir de tecavüz boyutu var! İnsanın kanını donduran bir gerçek bu... Haberlerde görüyoruz sürekli. Söylemeye bile dilim varmıyor ya işte yazıp okuyup geçiyoruz. Öz abisinin, babasının tecavüzüne uğrayan masum yavrularımız olmuyor mu? Hamile kalmıyorlar mı? 
Onlar ne yapsınlar? Sürekli yaşadıkları vahşeti hatırlayacakları bir hatıra olmayacak mı o çocuk? Evladım diye sevip bağrına basabilecek mi tecavüzcüsünün kanını taşıyan o çocuğa? 
O kadar zor bir durum ki. 

Her ne olursa olsun her canlının yaşama hakkı olduğuna inanıyorum ben o sebeple o minicik kan pıhtısının da yaşamaya hakkı olduğunu düşünüyorum. Bana kızanlar da olabilir ama sebebi ne olursa olsun kürtajın bir cinayet olduğunu iddia edenlerdenim. 

Yazan olursa haberdar etsin gelip okuyacağım mutlaka. 

EKLEME : 
Aslında yukarıda da yazmıştım. Tecavüz işin çok çok farklı bir boyutu. Onu düşünmek bile istemiyorum. Hani sanki tecavüze de uğramış olsa nolursa olsun doğursun mecbur doğuracak bakacak demişim gibi yorumlar gelmiş de o yüzden ekleme yapma ihtiyacı duydum. Bence evet doğurmalı. Gerekli psikolojik destekleri alarak elbette. Ama gelin görün ki doğurmak istemezse de anlarım, sonuçta bir insanın başına gelebilecek en iğrenç şey tecavüz! Allah'ım kimseye yaşatmasın. 
Ama işte içimde bir yer de diyor ki o minicik bebek masum, onun hiçbir günahı yok. Neden babasının günahının bedelini ödemek zorunda kalsın ki? 

Benim kabullenemediğim şey kürtajın normalleştirilmesi. Sevgilisiyle ya da eşiyle birlikte olduktan sonra hamile kalıp ama ben anne olmaya hazır değilim, bu çocuğu doğuramam demesi ya da tam tersi erkek için ben baba olmaya hazır değilim, o çocuğu aldırman lazım demesi. 
Çok affedersiniz ama b*k yemeseydiniz o zaman! Yaptığınız şeyin sonuçlarına göğüs germek zorundasınız. Canınızın istediği her şeyi yaşayıp sonra da bir canı ortadan kaldıramazsınız. Bunun alkollü araç kullanıp birinin ölümüne sebep olmaktan ne farkı var? 
O şoför katilse buradaki kadın ya da erkek de katildir. Hiçbir farkları yok benim açımdan. 

*Yine söylüyorum, tecavüz, ensest ya da annenin ölüm durumu vb. çok hassas çok ayrı değerlendirilmesi gereken durumlardır. İstisnadır ve istisnalar kaideyi bozmazlar. 


Yeniden görüşünceye dek kendinize çok ama çok iyi bakın. 

Kötülükler uzak olsun bizden!

Kocaman Sevgilerimle,

MyReal

2 Şubat 2024 Cuma

SOHBET, DERTLEŞME ~~

Selamlar Sevgili Blog Dostum! 

Bugün seninle biraz dertleşelim mi ne dersin? 


Çok çok eskilerden beri buradaysan benim İstanbul'u sevmediğimi ve hep daha küçük bir şehirde minimal, güzel bir hayat sürmek istediğimi bilirsin zaten... Bilmiyorsan da öğrenmiş oldun işte :)

Son günlerde artan kiralar, kreş ücretleri, servis paraları, aidatlar, TRAFİK, zam yapmak istemeyen patronlar, artan istifalar, depresyonlar o bu derken bir süredir , sesini kes otur aşağı, deyip güçlükle susturduğum bu isteğim yeniden sesini duyurmak için çırpınmaya başladı. Kısacası aldım başıma belayı, şimdi sustur bakalım susturabilirsen! Arsızlaştı da artık kızınca korkmuyor... 

Benim gibi İstanbul'da kiracı olarak yaşayan blogdaşlarım var ise bana bir yardım edin lütfen. Bu şehirde yaşamanın da güzel yanları olduğuna kendimi inandırmam lazım... 


Deniz var mesela dimi? Eee senede kaç kere sahil kenarında oturup keyif yapıyoruz ki? Maşallah denize manzarası olan bir yerde 2-3 ahbap oturup kahve içsek maaşın dörtte birini bırakıp çıkacağız!

E akrabalarının çoğu burada! Yani? Onlara senede kaç kere gidiyorum ki? Daha doğrusu pandemiden sonra kim kime gidip geliyor? -Hoş pandemi de bahane oldu bence. İnsanlar zaten birbirlerinden el ayağı çekmek istiyormuş belli ki pandemi de herkese istediği imkanı sundu bedavadan... 

Sosyal aktiviteler çok fazla! Tiyatro var, opera var, o var, bu var... Samimiyetle soruyorum arkadaşlar ailece bir tiyatroya gitmeye kalksak ne kadar harcayacağız? Kaç saatimiz trafikte korna seslerinin arasında lanetler eşliğinde geçecek? 

Kreşler, okullar bir dünya! Gözünüzü seveyim bir kendinize gelin. El kadar bebelerin kreşleri olmuş aylık 15-20bin TL ben o paraya başka bir şehirde özel yatılı bakıcı tutarım yahu! Kolejde mi okuyor bu çocuklar, 3-4 dil mi öğreniyor? Akşama kadar hopla zıpla orayı burayı boya bitti gitti. 

E iş imkanı çok ama İstanbul'da, küçük şehirde ne iş yapacaksın? Gerçekten mi? İş imkanı mı çok yoksa saçmasapan iş ilanı mı? İş arama platformlarına bakınca adeta şok oluyorum. Aranan nitelikler Kaf Dağına ulaşıyor, alınacak kişi sayısı 1 ama başvurular yüzlerce! İmkanlara gelince : Dolgun maaş + yemek + yol. Ooo süper maaş dolgunmuş, yol, yemek de varmış. Yahu ne demek yemek de varmış? Onu da vermeyin isterseniz, aç bilaç çalışsınlar. Ne de olsa çalışan da bir tür köle değil mi? 
Ama biz sigortayı maaştan yatırıyoruz maaşının tamamı hesabına yatıyor. Eee yani? Bu zaten yapman gereken şey değil mi? Neyi lütuf diye sunuyorsun bana? 
Üstelik dolgun maaş dediği de asgari ücretin 3-5 fazlası. Memleketteki enflasyona bakınca yapılan zamlar da 2 ay sonra pul olup uçuyor hepimiz biliyoruz. 

Amannn şiştim valla! Düşündükçe, yazdıkça daha da şişiyorum o yüzden en iyisi bitireyim. Şimdilik ... 

Biraz da siz anlatın bakalım sizin oralarda havalar nasıl? Bu negatif kızı nasıl pozitife çekebiliriz? :)


PS: Anneliğe değinmedim bile! Onu yazmaya başlarsam sayfalar yetmez :) Yazacağım ama aklımda var bir şeyler...


Yeniden görüşünceye dek kendinize çok ama çok iyi bakın.


Kocaman Sevgilerimle,


MyReal
NOT: GÖRSEL GOOGLE'DAN ALINTIDIR.

26 Ocak 2024 Cuma

MyReal Yazıyor : Mini Bir Deneme ~~

Selamlar Sevgili Blog Dostum! 

Yıllar yıllar sonra minik bir deneme yapıp bir şeyler karaladım. Bakalım beğenecek misiniz? 

~~

 
Onunla göz göze geldiğimiz o ilk anda adeta nefesim kesilip ellerim buz kesmişti... 

Aysu kolumu dürtene kadar gözümü dahi kırpmadan onu izlediğimin farkında bile değildim. 

Haftanın neredeyse beş günü gelip takıldığımız bu sıradan kafede şarkı söyleyen diğerlerinden ne farkı vardı ki? Sesi beni adeta içine çekiyordu. Kendimi bir türlü kızlarla olan sohbete veremiyor, sürekli onun sesine dalıp gidiyordum. Göz göze geldiğimiz her an -ki bu en az üç kere oldu- kalbime bir şey batıyor gibi hissediyordum.  

Bir an sadece kısacık bir an dudaklarının yana doğru kıvrılıp bana sırıttığına yemin edebilirim. Tanrım! Adamı dakikalardır gözlerimle yedin. Tabi ki sırıtır! Hadi ama kızım, kendine gel artık! 

Ve bir kez daha kolumu dürten Aysucum beni onun hapsinden kurtarıyor. 

"Hayırdır, kızım! Takıldın kaldın adama."

"Yok be ne alakası var? Şarkı hoşuma gitti sadece."

"Hı hı kesin öyledir."

"Öyle öyle! Hadi kalkın başka bir yere gidelim çok kalabalık burası bugün."

"Kalabalık mı? İyi misin kızım sen?"

"Off iyiyim ya hadi kalkın."

"Dur bari hesabı isteyelim."

"Tamam siz ödeyin ben dışarıdayım. Bir arama yapmam lazım." dedikten sonra kızların cevap vermesini dahi beklemeden kendimi dışarı atıyorum yüzüme çarpan buz gibi havanın beni kendime getirmesini umut ederek. İçimden bir ses arkana dön, hadi Es dön de bak şu çocuğa dese de kulak asmıyorum o sese. Aysu koşar adım yanıma gelip kolunu boynuma doluyor. 

"İyi olduğuna emin misin?"

"Ne bu şimdi? İyiyim dedim ya hem neden iyi olmayayım ki?"

"Peki peki bir şey demedim. Bu arada kızlar kalkmak istemediler, çocuğun sesi çok güzelmiş biraz daha kalıp story atacaklarmış. Başbaşayız yani!"

Lanet! Ne demek story çekecekler. Gel şimdi 24 saat boyunca o storylere bakmamak için kendinle savaş. Arkadaş değil düşman bunlar be! 

"Eee nereye gidiyoruz minik kuş?"

"Birer bira alıp sahilde oturmaya ne dersin?"

"Sen ve sahilde bira içmek hem de bu soğukta? Sen gerçekten iyi değilsin!"

"Aman Aysu abarttın tamam vazgeçtim hadi bana gidelim bir film falan izleriz."

"Hayır hayır hayır vazgeçmek yok. Ben şuradaki büfeden biraları alıp geliyorum bekle burada!"

Ah benim delidolu arkadaşım, canım Aysum... Tam 16 yıldır en büyük sırdaşım, dostum, canımdır Aysu. İhtiyaç duyduğum her anda yanımda belirir, sanki o an ona ihtiyacım olduğunu haber veren perileri varmış gibi... 

~~

Öylece oturmuş biralarımızı yudumlarken Aysu bir anda ayağa kalkıp beni kolumdan çekiştirmeye başladı, "Hadi hadi kalk geri dönüyoruz kafeye." diye.

"Delirdin herhalde! Bıraksana kolumu."

"Evet, delirdim. Delirttin beni. Belli işte kızım adamın bir şeyinden etkilendin, aklını dağıtamıyorsun. Gidip konuşacağız. Kendin bizzat hanzonun teki olduğunu farkedeceksin bu masal da başlamadan bitmiş olacak. Hadiii!"

"Rahat bırak beni Aysu, lütfen. Allah aşkına ne diyeceğim adama? Pardon ben 32 yaşında koca bir kadın olsam da liseli ergenler gibi sesini duyduğum anda hayaller alemine daldım, nefesim kesildi. Kaç saattir de aklımı senden alamıyorum mu?"

"Evet, aynen böyle diyeceksin, hadi!" 

"Saçmalama Aysu..." derken bir anda tüm bedenim buz kesiyor. Bir kez daha o büyülü ses kuşatıyor dört bir yanımı. Aysu'nun yardımı ve çığlıkları eşliğinde kayalıkların üzerinden kalkıp sahile dönüyorum. S...! Bu gerçek olamaz dimi? Etrafta uçuşan ıslıklar, çığlıklar, video çeken genç kızlar...

Nemli kumların üzerine serdiği montunun üzerine oturmuş, elinde gitarıyla aklımı başımdan alırken varlığımın hiç de farkında değil gibi görünüyordu... 

Aysu yine(!) kolumdan çekerek beni sahile doğru götürürken ne attığım adımların farkındayım ne de etrafımda olup bitenlerin. İlgilendiğim ve odaklandığım tek şey o!.. Tanrım, n'oluyor bana böyle! Kendimi aptal bir sapık gibi hissediyorum... 

Bir fırsat bulup kaçamadın mı bana 
Elleri savıp kopamadın mı yanıma 
Çok yalnızım sevgilim...



~~~

Devamı gelecek. Açıkça söylemeliyim dönüp okuyarak düzeltme yapmak istemedim. 
Böyle saf ilk hali nasılsa öyle kalsın istedim o yüzden muhtemelen hatalar vardır ama olsundu :)


Samimi bir şekilde eleştirel yorumlarınızı bekliyorum. 

Yeniden görüşünceye dek kendinize çok ama çok iyi bakın.

Kocaman Sevgilerimle,


MyReal
not: Görsel Google'dan alıntıdır. 

24 Ocak 2024 Çarşamba

Kalp Atımı ~~

Selamlar Sevgili Blog Dostlarım,

Bugün biraz karamsarız... 


Hayat, o kadar kısa ki keşke bunu anlasak, gerçekten anlayabilsek ve ona göre yaşasak... 

Yalnızca bir nefes sahip olduğunuzu sandığınız her şeyi kaybetmeniz ya da hiçbir şeye sahip olmadığınızı sanırken aslında her şeye sahip olduğunuzu anlamanız. Her şey tek bir kalp atımına bağlı.

Dünyevi dertlerin peşinde ömrümüzü tüketip gittiğimizi anlamamız için ne olması gerekiyor? Neyi kaybetmemiz lazım mesela? Sevmek için, gerçekten sevmek ve hayatın tadını çıkarabilmek için bunca stresin, savaşın, kavganın, telaşın boş olduğunu anlayıp yaşayabilmemiz için ne olması gerekir? 



Yeniden görüşünceye dek kendinize çok ama çok iyi bakın.

Kocaman Sevgilerimle,


MyReal
NOT: GÖRSEL GOOGLE'DAN ALINTIDIR.

23 Ocak 2024 Salı

AĞAÇ EV SOHBETLERİ 231 ~~

Selamlar Sevgili Blogcum!

 DeepTone tarafından organize edilen Ağaç Ev Sohbetleri'nin bu haftaki konusu Manxcat'ten gelmiş.

Ölümle burun buruna olduğunuz bir anda normal koşullarda asla yapmam dediğiniz bir şeyi yapar mısınız? Hayatta kalmak için ölmüş bir insanı parçalayıp yiyebilir misiniz? Hayatta kalma iç güdünüz ağır basar mı yoksa ben insanlığımı (nedir insanlık?) kaybetmeden ölmeyi yeğlerim mi dersiniz?


Bu konuyla ilgili Kar Kardeşliği filmini izlediğimden beri sürekli düşünüp duruyordum. Hatta filmle ilgili yorumlarımı yazarken demiştim ya duyguları öylesine içinizde hissediyorsunuz ki normal şartlar altında en iğrenç bulacağınız şeyin bile olması gereken olduğunu kabul ediyorsunuz diye. Hah! İşte tam olarak bundan bahsediyordum. 

 Normalde elbette hiç kimse bir insanı parçalayıp yiyemez. Bu canice, iğrenç ötesi bir şeydir ama gelin görün ki şartlar bazen insanoğluna asla olmaz dediğini oldurur, kesinlikle yapmam dediğini yaptırır... 

Bu filmi izlemeden önce yazıyor olsaydım belki de farklı şeyler yazardım emin de değilim. Zira insan yaşamadığı bir şey hakkında çok kolay yapmam etmem diyebiliyor. Empati kurması çok zor, yaşamayan bilemez dedikleri türden bir tecrübe aman Allah da yaşatmasın! 

Filmin sonlarına doğru kurtuluş yolunu bulmak için arkadaşlarından ayrılırken kız kardeşi ve annesinin cesetlerini yiyebileceklerini söylediğinde tüylerim diken diken olmuştu. İnsan böyle bir şeye nasıl izin verebilir? Belki de çoktan kendisi de annesini ve kardeşini yedi ama farkında bile değil, diye düşünürken buldum kendimi.
Bir diğeri ise aldığı yaradan sonra iyileşemeyeceğine inandığından kendini feda ediyor ve arkadaşlarına cesedini yiyebileceklerini söylüyor. Nedir bu gerçek fedakarlık mı? Yoksa korkaklık mı? Peki geride kalanlar? En yakın dostunun cesedini yiyerek hayatta kalmaya katlanabilir mi? 
Allah'ım gerçekten kimseyi böyle bir şeyler yaşamak zorunda bırakmasın. Düşüncesi bile tüyler ürpertiyor. Hayat gerçekten bazen çok acımasız olabiliyor.

Bir anne olarak düşünüyorum: Çocuğumun yaşaması için her şeyi yapar mıyım? Yaşamak için bu kadar kendimizden geçmemize değer mi? Kendim için asla böyle bir şeyi kabul etmem ama çocuğumun yaşaması için böyle bir şeye izin verir miyim? Sonuçta kimse öldürülmüyor, zaten ölmüş olanlar yeniyor, öyle değil mi?..

Peki ya ölüler de bitince?
Bu sefer güçlü olan güçsüz olanı öldürmeye başlamayacak mı? Ya da herkes kendince gruba en faydasız olduğunu düşündüğü kişinin öldürmesini istemeyecek mi? Yaşanacak kaosu düşünmek bile başımı ağrıtıyor!

Allah kimseyi böyle acı bir tecrübeyle başbaşa bırakmasın, düşüncesi bile dayanılmaz şeyler hissettiriyor... 


Lütfen önümüzdeki haftanın konusunu daha iç açıcı bir şey olarak belirleyelim Deepcim :)


Yeniden görüşünceye dek kendinize çok ama çok iyi bakın.

Kocaman Sevgilerimle,


MyReal

NOT: GÖRSEL GOOGLE'DAN ALINTIDIR.

22 Ocak 2024 Pazartesi

İzledim, Yorumladım / NETFLIX : UÇUK BİR İŞ ~~

Selamlar blog dostlarım! 

Aslında yazmak istediğim bir sürü şey ve hatta birkaç kısa kurgu var ama ne yazık ki bir türlü kalemi elime alamadım. Ben de en azından bloguma geri dönme sözümü tutup izlediğim filmler/dizilerle ilgili yorumlarımı yazmaya devam edeyim, diyorum. 
Karşınızda yeni bir film yorumu :)

Konusu 
Londra'dan Zürih'e 777 uçağıyla nakledilen 100 milyon dolarlık altın külçelerini çalmak için bir araya gelen usta bir hırsız ve FBI için çalışan eski erkek arkadaşının hikayesini konu ediyor.

Oyuncular
Kevin Hart
Gugu Mbatha-Raw
Vincent D'Onofrio
Úrsula Corberó
Billy Magnussen
Jacob Batalon
Jean Reno
Sam Worthington



Yani bu tarzda çok çok daha iyi filmler izledim mi? Evet, izledim ama bence bu film de kötü değildi. 
Boş vaktiniz varsa izleyip keyif alabilirsiniz. 
Bazı sahneler çok heyecanlı, nefes kesici denebilecek kadar da güzeldi. Ancak filmin sonunu daha en başından tahmin edebildiğim için çok da merakla izleyemedim. Ay acaba sonunda ne olacak, oha bu hiç aklıma gelmezdi, falan demedim. 
Ortalama yani :)

İzleyecek olanlara şimdiden iyi seyirler!

Puanım: 3/5


Yeniden görüşünceye dek kendinize çok ama çok iyi bakın.

Kocaman Sevgilerimle,


MyReal







19 Ocak 2024 Cuma

İzledim, Yorumladım / NETFLIX : KUŞ UÇUŞU ~~

Selamlar canımlar!

Öncelikle anlaşalım, Amann bu kız da anca oturup dizi film izlemiş, demek yok tamam mı? :)
Evet dizi de izledim film de ama bir sorun bakalım nasıl izledim? 

Minnakcık telefonun ekranında bir yandan yemek yaparken bir yandan ne kadar izlenirse o kadar izledim işte. Ya da bir yandan çamaşırları ütüleyip katlayıp gardrop düzeltirken ne ne kadar izlenirse o kadar! :)  Valla acıdım şimdi bana yazık yani nedir bu cefakar anaların çektiği (:


Neyse konu farklı yerlere gitmeden diziye geçelim. Öncelikle resmi bilgiler gelsinnn. 





Kuş Uçuşu
Konusu

Bakış açıları, yaklaşımlar ve hedefe giden yolda yürüme biçimleri X kuşağına göre artık bambaşkadır. Genç bir kadın olan Aslı da kariyer basamaklarını tırmanmak için çok çalışmaya güvenmek yerine "kuş uçuşu" gitmeye çalışır. Yeni dünyanın yöntemleriyle en üste ulaşmaya çalışan Aslı, amacına ulaşabilecek midir?


Oyuncu kadrosu ve karakterler

Oyuncu Karakter

Birce Akalay Lale Kıran

Miray Daner Aslı Tuna

İbrahim Çelikkol Kenan Sezgin

İrem Sak Müge Türkmen

Burak Yamantürk Selim Kıran

Defne Kayalar Gül Simin

Zafer Ergin Sulhi

Şifanur Gül Güliz Tümer

Eren Çiğdem Enver

Demircan Kaçel Yusuf Tunca

Merve Hazer Nihan

Bülent Çetinaslan Ali

Elif Gökçe Özay Özge

Ertan Ekmekçi Nunu

Elif Kurtaran Melisa

Merve Nil Güder Mia

Muhammet Uzuner  Faruk

Özgür Daniel Foster Onur

Melih Selçuk Emre

Gülen Gedikoğlu Hale İleri

Dizinin ilk sezonunu çok beğenerek izlediğim için ikinci sezon da yayınlanır yayınlanmaz izledim. Amaaa be vicdansızlar o kadar beklettikten sonra hepi topu 8 bölümcük çekmeye utanmadınız be! diye sitemimi edip öyle geçeyim yorumuma. 

Birce de İbrahim de zaten oyunculuklarına, aralarındaki uyuma gerçekten hayran olduğum oyunculardan. - Ah Ah Siyah Beyaz Aşk'tan beri bekliyordum onları tekrar bir arada izlemeyi. 
-SPOİLER İÇERİR-
Ancak, gelin görün ki buradaki ilişkilerini ben kesinlikle ama kesinlikle doğru bulmuyorum. Hele ki ikinci sezonda resmen harcadılar canım Selim'i! Çok yazık!! 

Aslı karakteri, tam anlamıyla efsane tabi onu canlandıran Miray'ın oyunculuğu da öyle. 
Lale'yle Aslı arasındaki tezatlıklar, o rekabet, hamleler... Ying ve Yang gibiler resmen! 

Peki ya Yusuf? Ah canım Yusuf bir yüzün gülmedi gitti. Ama olacak olacak inanıyorum ben işte de aşkta da kazanacaksın! 

Dizide en sevmediğim asla ama o da haklı deyip bir türlü tutulacak bir şeyini bulamadığım, gerçek hayatta da en nefret ettiğim tiplerden olan hazımsız Müge! Sana sadece ÖĞĞĞ diyorum. 

Yorumumu bitirmeden önce bir de kıyafetlere ve takılara değinmek istiyorum. Özellikle Aslı'nın o kuş detaylı takıları ve elbisesi efsaneydi!

Yeni sezonu da sabırsızlıkla bekliyorum. 
İzleyecek olanlara şimdiden keyifli seyirler! 


Puanım: 5/5




Yeniden görüşünceye dek kendinize çok ama çok iyi bakın.

Kocaman Sevgilerimle,


MyReal





17 Ocak 2024 Çarşamba

AĞAÇ EV SOHBETLERİ 230 : Geleneksel kültürü korumak önemli midir? ~~

 Selamlar canımlar! 

Deepsi bu haftanın konusunu seçmiş: Geleneksel kültürü korumak önemli midir?

Görünce ben de yazmak istedim. Eksik kalsam olmazdı kusura bakmayın yani o kadar zaman uzak kalmışım buralardan parmaklarım yazmak için deliriyor ben n'apim! :)

~~

Açıkça söylemeliyim ki bence geleneksel kültürü korumak önemli değil, çok çok önemli. 

Tabi körü körüne geçmişe saplanıp kalmaktan bahsetmiyorum. Gelişime ve değişime her zaman açık olmak, kabul etmek zorundayız ama geçmişimizi de yok saymamalıyız. Geçmişi olmayan bir topluluk kökleri olmayan ağaç gibidir bence. Onu toprağa bağlayıp beslenmesini sağlayan kökleri olmadan bir ağaç nasıl solup gidiyorsa geçmişi olmayan her toplum ve birey de yok olup gider diye düşünüyorum.

Gelin görün ki günümüz Türkiye'si de zaten öyle çok sevilecek durumda değil!

Ekonomi, yaşam tarzları, giyim tarzları, diziler, filmler, kitaplar, arkadaşlarla buluşulan mekanlar. Her şey ama her şey eskiyle kıyaslayınca çok boş geliyor bana. 

Cumhuriyet'in ilk yıllarında yayınlanan gazetelere, okul yıllıklarına vs. baktığımda o kadar şaşırıyorum ki. Gerçekten mutlulukla gülen gözler, şık ve güzel giyimli hanımlar, beyler... 

Şimdilerde bir akım da başladı biliyorsunuz. Geçmişe dönüş gibi. Köylere yerleşen gençler, eski mekanlara benzer mekanlar açan işletmeciler, retro tarz kıyafet tasarlayan tasarımcılar... 

Bence bütün mesele gelenekseli ve günceli bir bütün halinde ilerletebilmek. 

Güncel kitapları okuyalım ama eski zaman kitaplarını da okuyalım. Karşılaştıralım, arkadaşlarla sohbet edelim bu konularda. 

K-Drama izleyelim, Netflix'in altından girip üstünden çıkalım tamam ama eski siyah beyaz filmleri de izleyelim, tarihi belgesellere mutlaka hayatımızda bir yer verelim. 

Bireyselleşelim, kendi ayaklarımızın üstünde duralım ama aile bağlarını asla koparmayalım, birlik beraberlik içerisinde yaşamaya devam edelim. 

Kendimizi ezdirmeyip haklarımızı koruyalım ama büyüklerimize saygımızı da yitirmeyelim. 

Böyle böyle uzar gider. Çenem düştüğü zaman toplamak zor oluyor biliyorsunuz :)


Uzun lafın kısası: Globalleşelim ama aslımızı kaybetmeyelim... 


DipNot: İsteyen herkes yazabilir elbette! Özellikle şöyle 15-20 yaşlarında bir blogger dostumuz var ise onların düşüncelerini çok çok merak ettiğimi belirtmek isterim. 

Kocaman Sevgilerimle,

NOT: GÖRSEL GOOGLE'DAN ALINTIDIR.

15 Ocak 2024 Pazartesi

Selamlar Canım Blogum ! ~~

  Yıllar Yıllar Yıllar Sonra Merhaba! 


Sevgili blogum ve blogger dostlarım, dile kolay neredeyse 4 yıldır tek bir satır yazamadım. 

Neler yaşadım neler! En son nişanımı yazmıştım mesela sizlere ama anne olduğumu bilenler var mı? Evet evet o delidolu enerjik kız şimdilerde çok uslu bir anne oldu :) 

Bakınız bu minik bey de benim yakışıklı 💙

Bundan sonraki yazılarımda sizlere tüm serüvenimi, tecrübelerimi, minik notlarımı her şeyi her şeyi her şeyi anlatmayı düşünüyorum. Hem minik kuzum da büyüyüp okuma yazma öğrendiğinde buradaki yazılarımı okuyup mutlu olur belki... Kim bilebilir ki? :)

Yeniden görüşünceye dek kendinize çok ama çok iyi yakın! 

Kocaman Sevgilerimle,






16 Eylül 2020 Çarşamba

Okudum Bitti - YENİ CENNET (Toz Diyarları 3) / MOIRA YOUNG ~~

Selamlar blogdostlarım!

Seriyi çok çok önceden bitirdim ve nihayet son yorumla karşınızdayım. :)



Tanıtım Bülteni: 

“Moira Young serinin final kitabıyla okurlara müthiş bir dinamizm, heyecan ve tatmin edici bir son vadediyor.” -The Booklist- “Yeni Cennet’te kan, gözyaşı ve adrenalin hiç olmadığı kadar yoğun, olaylar tahmin edilemez ve heyecan dolu.” -Publishers Weekly- Tutkusu herkesi ölümden kurtardı. Ama şimdi onları yerle bir edebilir… Saba, yıldızların onun için yazdığını gerçek kılmaya ve DeMalo’yu yenmeye hazırdır. Fakat bir gün Yeni Cennet’in bambaşka bir haline tanık olur ve aklı iyiden iyiye karışır. Dahası DeMalo Yeni Cennet’in inşasında Saba’nın kendisine yardım etmesini istemektedir. Üstelik isteği yardımla da sınırlı değildir. Saba için sürpriz bir teklifi de vardır. Distopik üçlemesinin ilk iki kitabı Kan Kırmızı Yol ve Asi Yürek’le okurların aklını başından alan Moira Young, serinin final kitabı Yeni Cennet’le hikâyeyi muhteşem bir finalle nihayete erdiriyor.


Sayfa Sayısı: 416
İlk Baskı Yılı: 2017
Yayınevi: Ephesus Yayınları
Yazar: Moira Young


Benim Yorumum:

Lugh Lugh Lugh! Ah ah ben boşuna en başından beri bu salağın altından bir hinlik çıkacak sevmedim, demiyorum. Geri zekalı çocuk! Üç karış toprağın peşine düştün, her şeyden oldun aptal!
Kardeşi devrim yapar o da kendi kendine triplere girip saçma sapan hırs yapar...
Neyseee Lugh'a olan kızgınlığımı da ifade ettiğime ettiğime göre şimdi kitaba genel olarak yorum yapabilirim.

Açıkçası verilmek istenen mesajı çok sevdim. Temeli sağlam olmayan hiçbir şeyin ayakta kalamayacak olduğu gerçeği, doğal düzende genç yaşlı, hasta sağlıklı demeden herkesin bir arada ve bir uyum içerisinde yaşaması gerektiği... Kısacası; ana fikir süper! (:

Tommo'yla ilgili gerçek hakikaten beklenmedikti, Saba'yla DeMalo arasında yaşananlar da öyle... Ve ne yalan söyleyeyim içimde bir yerde acaba DeMalo'cum değişir mi, diye çok umut ettim... 

Okuyacak olanlara şimdiden keyifli okumalar! (:

Puanım: 5/5




Yeniden görüşünceye dek kendinize çok ama çok iyi bakın.

Kocaman Sevgilerimle,

MyReal




2 Aralık 2019 Pazartesi

Okudum Bitti - ASİ YÜREK (Toz Diyarları 2) / MOIRA YOUNG ~~

Selamlar blogcanlarım!

Seriyi okumaya devam ediyorken ikinci kitabın yorumuyla tekrar karşınızdayım :)


Tanıtım:

"Okurlar aksiyon dolu bu üçlemenin sonuna gelmek için fazlasıyla sabırsızlanıyor olacak."
-Jennifer M. Brown-

"Yazarın sürükleyici anlatımı, okurları bu güzel ve tehlikeli arazinin daha da derinine çekeceğe benziyor."
-Publishers Weekly-

Saba arkadaşlarının da yardımıyla Tontonları yenişinin ve kaçırılan erkek kardeşi Lugh'un kurtuluşunun ardından dünyasının normale döneceğini düşünmektedir. Fakat zorlu bir düşman yükseliştedir ve Saba'nın başına bir ödül koymuştur. Çünkü genç kız sadece Lugh'u kurtarmakla kalmamış, aynı zamanda acımasız bir tiranı da alt etmiştir. Tabii her zaferin korkunç bir de bedeli vardır…

Bu süreçte Saba en çok Jack'e, onun ay ışığı gözlerine, hoyrat kalbine gereksinim duyar. Ancak Jack uzaklardadır. Üstelik Saba'nın Jack'e bir daha asla güvenmemesi gerektiğine dair haberler de genç kıza ulaşır. İhanete uğradığını düşünen Saba, hayatta kalmak ve gerçeği ortaya çıkarmak için yine var gücüyle mücadele etmek durumundadır. Toz Diyarları Serisi'nde macera Kan Kırmızı Yol'un ardından Asi Yürek'le devam ediyor. Saba ve arkadaşları yine heyecanın bir an olsun eksilmediği bir serüvenle okurların karşısına çıkıyor.

Sayfa Sayısı: 416
Baskı Yılı: 2016
Yayınevi: Ephesus Yayınları
Yazar: Moira Young


Benim Yorumum: 

Öncelikle ilk kitapla ilgili yorumumda bahsettiğim eksiklikler bu kitapta baya baya giderilmiş. Çok güzel betimlemeler yapılıp anlatım geliştirilmiş. İnanılmaz büyük bir hızla ve severek okudum.
Elbette yine çok sevdiğim birkaç karakterin ölmesi içimi acıttı :(
-Spoiler gibi olabilir, belki birazcık-

Jack'ten hiç şüphelenmedim, şüphelenmeyeceğim! O her daim benim için esas oğlan ama DeMalo?! Seninle ilgili de aklımdan geçen şeylerin bir kısmı gerçek çıktı bakalım daha neler yapacaksın, neler olacak?
Saba? Ah Saba neler yaptın sen öyle! Bir an kulaklarını çekmek istedim ama gençliğine veriyoruz yaptığın hataları :)
Tommo ve Lugh, sizleri bir türlü içimin almıyor olmasının altından bir şey çıkacak mı çok merak ediyorum... Aslında şu ana kadar hep iyi oğlanlardınız ama işte bekliyorum bir hinlik çıkacakmış gibi hissediyorum...

Neyse efenim ben serinin üçüncü kitabını okumaya başlıyorum.
Sizlere de tavsiye ederim.

Puanım: 5/5




Yeniden görüşünceye dek kendinize çok ama çok iyi bakın.

Kocaman Sevgilerimle,

MyReal

21 Kasım 2019 Perşembe

Okudum Bitti - KAN KIRMIZI YOL (Toz Diyarları 1) / MOIRA YOUNG ~~

Selamlar blog dostlarım!

Uzun bir aradan sonra sevgili blogumda bir şeyler yazmak ve en azından bir kitap yorumu paylaşmak istedim. :)


Her zamanki gibi önce Tanıtım Bülteni:

Saba kum fırtınaları tarafından harap edilmiş çorak bir diyarda yaşamaktadır. Çok sevdiği ikizi Lugh kaçırılınca gözü pek Jack ve Özgür Şahinler'le birlik olup Lugh'u aramaya koyulur. İkizi Lugh'u bulmak için pek çok güçlükle savaşmak durumunda kalan genç kız, zekası ve iradesiyle tüm zorlukların üstesinden gelmeye, düşmanlarını yenmeye çalışır. Üstelik bu süreçte hem mücadelelerinde yenilmez biri olduğunu hem de aşkı ve dostluğu keşfeder. Heyecan ve aksiyonun bir an olsun hız kesmediği Kan Kırmızı Yol soluksuz okunacak bir roman.

"Ridley Scott'ın da bu kitabın yayın haklarını almasında şaşılacak bir yan var mı?"
-New York Times-

"Ürkütücü ve macera dolu. Açlık Oyunları'yla eş değer."
-Los Angeles Times-

"Vahşi ve heyecan verici."
-The Wall Street Journal-

"Kan Kırmızı Yol üslubu ve karakterleriyle kendini benzerlerinden ayırıyor. Çarpıcı ve kesinlikle orijinal."
-MTV.com-



Yazar: Moira Young
Sayfa Sayısı: 448
Baskı Yılı: 2015
Yayınevi: Ephesus Yayınları


Benim Yorumum:

Kitabın ilk sayfalarında biraz sıkıldığımı ve bazı yerlerde aman bu yazarlar da hep aynı şeyi yazıyorlar dediğimi itiraf etmeliyim.
Özellikle ilk sayfalarda sıkılmış olmamın en önemli sebeplerinden biri çeviriydi:
Bazı cümleler öylesine kötü çevrilmiş ki diyaloglar birbirine girmiş, cümleler anlamsızlaşmış...
Diğeri ise anlatım:
Bence anlatım biraz daha zenginleştirilebilirdi. Örneğin; hikaye boyunca çok sevdiğiniz bir karakterin ölüm anı birazcık tüylerinizi diken diken etmeliydi ya da onun gibi bir şey...
Duygular çok yüzeysel işlenmiş, hep mantıksal ilerlenmiş gibi... Bilemiyorum...

Yine de sayfalar ilerledikçe ve aksiyon arttıkça okumaktan çok keyif aldım.
Saba'yı sevdim, Emmi'ye bayıldım veee Jack... Tanrım çok tatlı!
Karakterler gerçekten güzel oluşturulmuş! Beklenmedik olaylar yaratılmış, doğru yerde doğru hamleler yapılmış. 

Serinin devamını merak ve heyecanla okuyacağım. 

Puanım: 3/5 

Okuyacak olanlara şimdiden keyifli okumalar!

Kocaman Sevgilerimle,

MyReal




31 Ekim 2019 Perşembe

Hikayem: Karanlık Ruhlar - Bölüm 6: Senin için Öldürebilirim ~~

Selamlar canlar!

Hikayemi yazmaya ve Wattpad'de yayınlamaya devam ediyorum. Orada tabi 21. bölümdeyiz :)
Daha önce de belirttiğim gibi; üzerinden yıllar geçti, o yüzden ilerleyen bölümler arasında kopukluklar, eksikler, mantık hataları bir sürü şey var. Yine de umarım severek okur ve görüşlerinizi benimle paylaşırsınız.

Keyifli okumalar (:
İlk bölümü okumayanlar için Tık Tık ^^
İkinci bölümü okumayanlar için Tık Tık ^^
Üçüncü bölümü okumayanlar için Tık Tık ^^
Dördüncü bölümü okumayanlar için Tık Tık ^^
Beşinci bölümü okumayanlar için Tık Tık ^^

***
6. Bölüm: Senin için Öldürebilirim ~~
Aymira, o günden sonra 10 gün boyunca yalnızca finalleri ile uğraşmış, hafta sonları da dahil olmak üzere sınav için fakülteye gitmek dışında odasından dışarı adım atmamıştı. Bir ara yaşlı kadına mesaj atıp kendisine ihtiyacı olup olmadığını sormak istemişse de telefonunu tüm o karmaşa yaşanırken dükkanda unuttuğunu çok sonra fark etmiş ama üzerinde durmamıştı. Ne de olsa Eylül müdire ve ihtiyardan başka kimse bir telefonu olduğunu dahi bilmiyordu.



O gün, son sınavdan çıkınca koşar adım çiçekçiye gitti. Günlerdir dükkanı tek başına idare etmeye çalışan yaşlı kadının çok yorulduğuna ve ortalığın kir pas içinde olduğuna emindi. Yaşlı kadının, sınavları hakkında soruları olduğuna emin olduğu gibi… Ancak, çiçekçinin önüne gelip de kapının kapalı olduğunu görünce şaşırdı, yine de kimseye bir şey soramadı. Yaşlı kadının bir şeyler almaya gittiğini düşünerek çantasındaki yedek anahtarı çıkarıp kapıyı açtı. İçeri girer girmez her zaman olduğu gibi çantasını ve üzerindeki ince hırkayı masanın yanındaki dolaba tıktı ve arka tarafta bulunan küçük tuvalete gidip viledayla fırçayı alarak geri döndü. Dükkan sanki uzun zamandır kapalıymış gibi ağır bir kokuya sahip olduğundan demir kapıyı ve masanın hemen sol tarafında bulunan küçük camı açtı. Her yeri güzelce fırçalamadan önce çiçekleri solmuş saksıları temizledi. Hemen ardından da yerlere saçılan toprakları ve ölü bitkileri büyükçe bir çöp torbasına tıktı. Yerleri sildi. En son masanın üzerindekileri toplayıp tozunu alacakken adının yazılı olduğu kağıdı fark etti. Titrek el yazısını hemen tanıdı ve kadının yapması gereken işleri sıraladığını düşünerek sonra okumak üzere pantolonun arka cebine tıktı, küçük kağıdı. Oysa okusaydı bilecekti orada bir dakika daha durmaması gerektiğini, tehlikenin yeniden etrafında dolandığını…



Genç kız, masanın tozunu almış, hemen ardından dükkanın demir kapısını örtmüş geri dönecekken arkasındaki kapı şiddetle geri açıldı. Hafifçe irkilerek geriye dönüp baktığında gördüğü adamlar bedenindeki adrenalin salgısını arttırmış, kalbi korkuyla çırpınmaya başlamıştı bile... Bulundukları küçücük dükkan, karşısındaki kocaman üç adam ile nefes alınması imkansız bir alan haline gelmişti. Solukları daha da sıklaşırken bir eli istemsizce kalbinin üzerinden boynuna doğru aldı. Gelmekte olan atağın farkındaydı ama şimdi sırası değildi! Bu adamların karşısındayken kontrolünü kaybedemezdi. Evet, müşterilerle ilgilenmek onun işi değildi ama şimdi sakin olup yaşlı kadın gelene kadar elinden geleni yapmalıydı. Kapıyı açış şekillerini düşünmemeliydi. Her müşteri kibar olmak zorunda değildi.

Kendini sakinleştirmek adına kaçıncı defa olduğunu bilmediği bir sefer daha ‘Geçti, sakin ol Aymira. Sorun yok, sakin ol,’ diye tekrar ederken, içten içe, adamlardan biri “Ooo bizim moruk yerine çok tatlı bir bebek bırakmış,” deyip kendisine doğru gelmeye başlayınca, bilinçsizce geri geri gitti Aymira. Küçücük dükkanda ne kadar geri gidebilirdi ki? Birkaç adım sonra ayakları yerdeki saksıların arasına karışmış, duvarla buluşmuştu küçücük bedeni. Adam, üzerine doğru eğilirken gözleri donuklaşmış, sanki mümkünmüş gibi daha da yaslanmıştı arkasındaki duvara. Nasıl olduğunu anlayamadan yüzüne dokunmaya başlayan eli tutup ısırmaya çalıştı ama daha emeline ulaşamadan suratının ortasına patlatılan tokat ile yere kapaklandı. Yalnızca birkaç saniye sonra da kendinden geçmişti...



Kapıdan henüz girmişken kızın, yere düşüşünü gören adam, iri yarı adamının yanına gelip suratına yumruğunu geçirirken “Kimden izin aldın ulan! Sen ne bok oluyorsun da benim elime geçen kadına elini sürebileceğini düşünüyorsun!” dedi, hayvansı bir vahşilikle. Peş peşe indirdiği yumruklarının ardından adamın yüzü kan çanağına dönmüştü ama bu, hiç umurunda değildi. O, kanı severdi, gücü, acıyı…



Aldığı darbelerle yere yıkılan adama dönüp bir kez daha bakmadan yerde yatan kızın yanına gitti. Yüzünü örten kızıl saçlarını geriye iterken, sağ yanağında yer edinen kırmızılık içini yeniden öfkeyle doldursa da adamın cezasını kızın gözleri önünde verecekti. Kollarından birini dizlerinin altından geçirirken diğerini de omuzlarının altından geçirip kucağına aldığı kızla birlikte çıktı dükkandan. Geri dönüp adamlarına direktiflerini vermeyi unutmamıştı elbette.

“Dükkanı dağıtın ve o moruğu bulup iki gün sonra geri geleceğimi söyleyin! Şu şerefsizi de bir güzel temizleyip akşama karşıma getirin!”



~~



Aymira, bilinci yavaşça yerine gelirken hatırladığı son anların, kötü bir rüya olmasını diledi. Asla gerçek olmasını istemeyeceği, lanet olası bir kâbus! Ama elbette öyle olmamıştı.
Zaten onun dilekleri ne zaman gerçek olmuştu ki?



Gözlerini aralarken yüzüne dokunan el, en büyük kâbuslarının başlangıcının habercisiydi. Karşı koyamadı genç kız. Yıllar içerisinde defalarca yaptığı gibi yine gelecek olan acıyı ve ölümü bekledi. Ruhu değildi artık o yatakta yatan, bedeni bir külçe gibi yığılmıştı, kendisi gibi en az beş kişinin daha yatabileceği geniş yatağa... Beyni tüm fonksiyonlarını kapatmıştı adeta. Yalnızca bilinçsiz nefesleri ve birkaç damla gözyaşı vardı Aymira’nın. Ne çığlıkları ne de çırpınışları…



Tanımadığı o kocaman adam, kollarından birini sırtının altından geçirirken gözyaşları da dondu kaldı. Gelecek olan felakete hazırdı. Ama beklediğinin aksine sırtı yatırıldığı yatağın başlığı ile buluşunca bir an için umutla doldu zavallı ruhu. Belki, belki de bu sefer her şey korktuğundan farklı olacaktı…



Adam, hiçbir şey söylemeden odanın kapısını açtı ve bir anda en az kendisi kadar yapılı 4 adam odaya girdi. Aymira, bu görüntü karşısında kanının donduğunu hissetse de umutlarının yıkılması için henüz erkendi. Çünkü güzelliklerle hiç tanışamamış gözleri hayatın en büyük pisliklerinden birini daha görecekti. Ve o, umudunu kaybetmek fiili aklına bile gelemeyecekti, genç kızın.



Kendisini uyandırdığını düşündüğü adam yeniden yanına gelirken istese de daha öteye gidemedi. Üzerindeki pikeye daha da sıkı tutunup bedenine tamamen sararken dizlerini kendine doğru çekerek küçücük kaldı sadece. Adam gelip de yanına oturunca umutsuzlukla yumdu gözlerini genç kız ve yanaklarından birer damla daha yaş süzüldü… O kocaman ve korkunç el bir kez daha deyince yüzüne irkildi. Haykırmak, uzak dur, yapma demek istedi ama diyemedi…



“Ah güzelim… Yanağının halini görüyor musun?” diyen adama şaşkınlıkla baktı bir an sonra. Neyden bahsediyordu bu adam?



Kızın gözleri kendi gözlerine kitlendiği an içindeki duygular şahlandı. Bu kız, onundu! Ve o şerefsiz onun olana el sürmüştü!



“Harun! Getir o şerefsizi buraya!” diye kükreyen adam, içindeki korkuyu daha da harlamıştı. Korkudan ölmek diye bir şey var ise Aymira tam da o anda böyle bir şeyin olmasına ihtiyaç duyuyor, aldığı her nefeste bu isteğinin gerçekleşmesi için dua ediyordu.



Bir an sonra yüzü gözü yaralar içerisindeki bir adam yatağın dibine kadar getirilmişti. Yanında oturan, koyu kahve gözlü adam cebinden siyah bir bıçak çıkarınca, yüzü yaralar içerisindeki adam haykırmaya, yalvarmaya başladı. Aymira şok olmuş bir şekilde gözlerini bir an olsun kırpmadan çevresinde olanları izliyordu. Sanki kendisi gerçekten de orada değildi, sığınma hayatı yaşadığı yurdun yine en gizli köşelerinden birine sinmiş, bakıcının açık unuttuğu televizyonunun karşısında bir gerilim filmi izliyordu. Yanındaki adam yeniden kükrerken bile titremedi genç kız. Ama yüzü yaralı adam daha da şiddetli bir şekilde titremeye ve yalvarmaya başladı.



“Yapma abi, kurban olayım yapma. Ben, ben valla bilerek…”



“Kes lan! Ben, benim olana kimin dokunmasına izin verdim bugüne kadar pezevenk! Sen kim oluyorsun da bana ait bir şeye elini sürebileceğini düşünüyorsun?” diye tıslarken Aymira bir an düşündü, kimdi bu adam, ne demekti benim olan, kendisinden mi bahsediyordu? Bir anlık şokla kendinden geçmiş olsa da karşısında duran adamların sımsıkı tuttukları ve korkudan yalvaran adam dükkanda üzerine yürüyüp kendisine tokan atan adamdı, biliyordu. Ama benim olana elini süremezsin diyen bu adam da kimdi? Kendisini tanıyor muydu? Onu koruyacak mıydı? Bir an bu düşünceyle bedeninin gevşediğini hissetti genç kız. Hayatında ilk defa biri onu korumak adına başka birini cezalandırıyordu öyle mi? Eylül müdire bile bu kadarını yapamamıştı! Evet, onu kurtarmıştı ama onun için birini cezalandırmak? Zavallı ruhu yeniden umutla doldu genç kızın. Belki de bu adam gerçekten de zarar vermeyecekti ona. Gözlerini karşısındaki adamın yüzüne çevirdi.



Ama gerçek çok başkaydı! O Barlas’tı! Karanlığın, acımasızlığın diğer adıydı. O, isterdi ve alırdı. Eğer Aymira’ya benim demişse bu, onun kararıydı ve karşısındaki kişinin tek bir itirazda ya da yorumda bulunma hakkı yoktu! Eğer Aymira’ya benimsin demişse bu, kızın ölüm fermanını okuduğu anlamına gelirdi ama genç kızın henüz bundan haberi yoktu. Yaşayacağı karanlık günlerin yalnızca bir nefes ötesinde olduğunu bilmiyordu...



Karşısındaki adama iyice yaklaşan ve bıçağını yüzünde gezdiren adamı izledi, gözlerinde belirmeye başlayan korku ile. Kendi gözlerine eş koyu kahve gözlere sahip adam bu defa tıslayarak “Hangi elin?” diye sorunca aklına dolan korkunç senaryolar karşısında gözleri irileşmiş, yüzü donmuştu genç kızın.



Yüzü yaralı adam bir kez daha “Abi yapma, affet,” derken Aymira da içinden tekrar ediyordu: Bu kadar ileri gidemezsin! Yapma, yapma, yapma! Ama adamın eline saplanan bıçak, etrafa saçılan kanı ve odayı dolduran çığlıkları bir kez daha vermişti ona cevabını. Yalvarmak, asla sonucu değiştirmezdi. Vahşi bir avcı, yakaladığı avının gözünün yaşına bile bakmazdı! Acıyla inlerken bir kez daha sarıldı karanlıkla, gözlerinin gördüğü karanlıklardan kurtulmak isterken bambaşka bir karanlıkla kucaklaşması da hayatın ona karşı sunduğu lanet bir oyun değil de neydi? Peki ya o kulaklarına dolan ses, aklının bir oyunu değil miydi?



“Senin için güzelim. Onu senin için öldürebilirim… Sana kimsenin dokunmasına izin vermem!”


***

Sosyal medya: asliyilmazmyreal , asliyilmazhikayeleri ve myrealsbooks


Kocaman Sevgilerimle,